#

Giriş:

Son Güncelleme:

Gündem

Bahçeli’den HDP’li Semra Güzel tepkisi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in 2017’deki operasyonda öldürülen terörist Volkan Bora ile fotoğrafının ortaya çıkmasıyla ilgili, “Bu bölücü milletvekili hakkında lazım gelen hukuki takibat, dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili tasarruf derhal temin ve tekemmül etmelidir. Terörist sevdalıları Meclis koridorlarındadır. Kamplara gidip gelen insanlık defoları, ihaneti tevzi eden terör trafoları Meclis sıralarındadır” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli, Türk milletinin terörizmin hain planlarına, terör örgütlerinin kanlı saldırılarına baş eğmeyip diz çökmeyeceğini belirterek terörizmin hiçbir şekli, türü, türevinin masum ve meşru olmadığını söyledi. Bahçeli, Türkiye’nin üstesinden gelinmesi kaçınılmaz olan öncelikli sorununun bölücü terör olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Terör sorunu ülkemizin henüz kabuk bağlamamış yarasıdır. Zaman zaman kanatılan bu yara açık olduğu müddetçe üzerine konmak için fırsat kollayan pek çok iç ve dış mahreçli haşarat ve husumet odağı çıkacaktır, bugüne kadar da çıkmıştır. Ekonomik istikrarımızın sürekliliği, siyasal dirliğimizin sürdürülebilirliği, toplumsal huzurumuzun sükuneti, bölgesel ve küresel caydırıcılığımızın sürati terörle mücadeleden alınacak kalıcı ve kesin sonuçlara bire bir bağlıdır. Sınırlarımızın mücavir alanlarında, dağlarda, şehirlerde, mezralarda, belediyelerde, bürokraside ve Gazi Meclis’te bölücü teröristleri temizlemedikten, her anlamda yüzleşmedikten sonra rahat bulamayız, güvende olamayız. Nitekim ellerinde hançer ile arkamızdan dolaşıp gaflet ve rehavet anımızı kollayan alçakları köklü bir tasfiye ve tecziye süreciyle berhava etmek mecburiyeti omuzlarımızdadır. Milli bekamız, milli birliğimiz, milli güvenliğimiz buna bağlıdır. Bayrak inmesin diye yavrularını mezara indiren şehit analarına, şehit babalarına vefa ve minnet borcumuzu kesinlikle ödemek durumundayız. Biz TBMM’de terörist istemiyoruz.”

‘DOKUNULMAZLIĞI DERHAL KALDIRILMALIDIR’

Bahçeli, HDP’yi Türk siyaset ve demokrasi hayatında bir saniye bile görmeye tahammül edemediklerini söyleyerek şöyle konuştu:

“Anayasa Mahkemesi’nin görevini de bihakkın yapmasını bekliyoruz. İblis’e piyonluk yapan bölücü terör uzantılarının, tertemiz millet iradesiyle tecelli etmiş, ordular kurup, ordular yönetmiş, milli mücadeleyi cesaretle yürüterek devlet kurmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunması züldür, zulümdür, zillettir. Mehmetlerimize kurşun sıkan hainlerle düşüp kalkacaklar, terör kamplarında ideolojik ve silah eğitimi alacaklar, sonra da karşımıza geçip demokrasi, özgürlük, insan hakları, barış ezberlerini utanmadan sıkılmadan arka arkaya sıralayacaklar, bu ne kepazeliktir? Bu ne pişkinliktir? Bu ne pervasızlıktır? 29 Nisan 2017’de Adıyaman merkeze bağlı Akçalı kırsalında Türk Silahlı Kuvvetlerimizin operasyonuyla imha edilen 4 teröristten birisi olan ‘Koçero Meleti’ kod adlı Volkan Bora’nın, şu anda HDP Diyarbakır Milletvekili olan bir kadınla nasıl karanlık münasebet kurduğu deşifre olmuştur. Bu bölücü milletvekili hakkında lazım gelen hukuki takibat, dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili tasarruf derhal temin ve tekemmül etmelidir. Terörist sevdalıları Meclis koridorlarındadır. Kamplara gidip gelen insanlık defoları, ihaneti tevzi eden terör trafoları Meclis sıralarındadır. Bu kadar şehit veriyoruz, bu kadar acı yaşıyoruz, bir HDP’linin çıkıp da terör saldırılarını kınadığını, şehitlerimize rahmet dilediğini, hunhar eylemleri reddettiğini bileniniz, işiteniniz var mıdır?”

‘HDP’Yİ KÜSTÜRMEMEK İÇİN KIRK DEREDEN SU TAŞIYORLAR’

Bahçeli, muhalefetin şehitlere başsağlığı mesajlarını eleştirerek şöyle konuştu:

“PKK’ya, YPG’ye tek bir laf yoktur, tek bir atıf yoktur, tek bir eleştiri yoktur. Bir yanda bu kadar yok ortadayken, diğer yanda bölücülerle iş birliği vardır, terörle ittifak vardır, patlama ortaklığı vardır, ağız birliği vardır, vatan hainleriyle irtibat vardır ve karşımızdadır. HDP’yi küstürmemek için kırk dereden su taşıyanlar, PKK’yı gücendirmemek, incitmemek için suya sabuna dokunmaktan kaçınanlar samimiyet fukarası, millet ve milliyet muhalifleridir. Zira her şey gün gibi meydandadır. Ey zillet partileri, çekinmeyin, telaşa kapılmayın, yürekliyseniz itiraf edin; ‘PKK bomba tuzakladı, sonra da patlattı’ derseniz sadece ve sadece adam olursunuz, ahlaklı olursunuz, dürüst olursunuz, tutarlı olursunuz. Şehitlerimizin hakkını bölücü teröristler kadar ağızlarına alamayanların ne yatacak, ne de kaçacak yerleri kalmıştır.”

‘DESTEKÇİSİ KEMAL KILIÇDAROĞLU’DUR’

Bahçeli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) terör ile iltisaklı ve irtibatlı personellere yönelik başlatılan soruşturmada görevli müfettişlere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ateş püskürdüğünü söyleyerek şöyle konuştu:

“İmralı canisi tarafından kurdurulan ve PKK/KCK’nın şehir yapılanması arasında yer alan DİYADER’in referansıyla belediyede işe girdikleri iddia edilenlerin destekçisi Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Bize ‘sarayın sözcüsü’ diyen Kılıçdaroğlu, Kandil’in teşrifatçısı, Kandil’in termikçisi, Kandil’in tedarikçisidir. Buradan soruyorum, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanmış DİYADER iddianamesinde Kılıçdaroğlu’nun adı geçiyor mu geçmiyor mu? Bu zat, terör aparatı DİYADER’in bölücü mensuplarıyla toplantı yaptı mı yapmadı mı? Saklanma Kılıçdaroğlu, çık karşımıza mertçe söyle, adamsan bu soruların cevabını ver. Özellikle hatırlatırım ki, yalan söylemek, vicdanı müebbet hapse mahkum eden bir suçtur. Bir yalan, bin doğrudan şüphe duyulmasını sağlayacaktır. Sayın Kılıçdaroğlu, yalanı avuç avuç içiyorsun da, yeri geldiğinde bir damla gerçeği yutmaya cesaret edemeyecek kadar denge kaybı yaşıyorsun. Tavsiyem, iyi bir hafızaya sahip olmandır, en azından söylediğin yalanları unutmazsın, ezkaza mahcup düşmezsin, taktığın maskeni de kaybetmezsin.”

‘DOKUNULMAZLIK DOSYALARI GÖRÜŞÜLÜP GEREĞİ YAPILMALI’

Bahçeli, TBMM’de komisyonunda bekletilen dokunulmazlık dosyalarının işleme alınması gerektiğini söyleyerek şöyle dedi:

“TBMM Karma Komisyonu’nda bekletilen veya Genel Kurul’a sevk edilen milletvekili dokunulmazlık dosyalarının bir an evvel görüşülüp gereğinin yapılmasını hukuk ve demokrasi namusunun müdafaası açısından zorunlu addediyorum. Türkiye’nin 2023 yılına bölücü terörün başını kaldıramayacak ölçüde yere sererek gireceğinden; bu belanın, bu badirenin tamamıyla hayatımızdan sökülüp atılacağından en küçük kuşku duymuyorum. Vatan topraklarına emanet ettiğimiz kahramanlarımızın kanı yerde kalmayacak, sorulacak hesapları da mahşere bırakılmayacaktır. Türkiye, terörün belini kırıp başını ezdikten sonra ekonomik olarak sıçrayacak, huzuru katbekat büyüyecek, milli birlik ve kardeşlik alanında gücüne güç katacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’ni bilhassa Kürt düşmanı göstermeye gayret eden sicili lekeli şerefsizlere diyorum ki, bizim Kürt kökenli kardeşlerimize duyduğumuz muhabbet ve hürmet, sizin tahayyül ve tasavvur sınırlarınızın alamayacağı kadar derindir, köklüdür. Türk ile Kürt ezeli ve ebedi kardeştir, Türk milletinin mensuplarıdır. Ve kucaklaşmanın adresi olarak Milliyetçi Hareket Partisi’ni, Cumhur İttifakı’nı görüyor, buna inanıyoruz. Uzlaşma ve huzurun adresi Milliyetçi Hareket Partisi’dir, Cumhur İttifakı’dır. Bizim yüreğimizde herkese yer vardır. Terör bitecektir, bölücülük bataklığı kurutulacaktır, teröristler ya bağımsız ve tarafsız Türk mahkemeleri önünde hesap verecekler, ya da yok edileceklerdir.”

‘KAZAKİSTAN’DA FETÖ PARMAĞINI ARAŞTIRMAK ACİLDİR’

Bahçeli, Kazakistan’da meydana gelen olayları değerlendirerek şöyle konuştu:

“Kazakistan’da şikayet konusu zamlar geri alınmıştır, yeni sözler verilmiştir, yeni paketlerin açıklanması gündemdedir. Fakat olayların durulması, önününün alınması ülkenin her bölgesinde mümkün olmamıştır. Egemen güçler arasında sıkışan devletleri içten çözme, halklarıyla karşı karşıya getirme, yeni bir renkli devrim kuşağı oluşturma çabası kuvveden fiile geçmiştir. Ortadoğu’da yaşanan budur. Latin Amerika’da görülen budur. Balkanlar’da yapılmak istenen bundan ibarettir. Ekonomik sıkıntıların siyasal itirazlarla tepkimeye girmesi, yabancı vakıfların, sivil toplum kuruluşlarının, taşeron siyasetçilerin kışkırtmasıyla, kılıfı demokrasi olan iç isyan ve karışıklıklar tahrik edilmektedir. Bize kalırsa, Kazakistan’daki yasa dışı gösterilerde FETÖ parmağını çok iyi araştırmak acildir, elzemdir. Bu casus ve haşhaşi terör örgütünün hedef ülkelerde nasıl maşa gibi kullanıldığını en iyi bilen ve tanıyan ülke Türkiye’dir. Sorun sadece Kazakistan’ın sorunu değildir, ‘ben Türküm’ diyen herkesin ortak ve ertelenemez sorunudur. Kazakistan’ın iç işlerine saygımız vardır ve tartışmasızdır. Fakat kardeşimiz zordaysa onun yanında durmak, onun yardımına koşmak, onunla dayanışma içine girmek milli irademizin ve kültürel itibarımızın şaşmaz ve şüphe götürmez bir gerçeğidir. Sokak hareketlerinin Kazakistan’da tesirli olmasını elbette üzüntüyle izliyor, bu dost ve kardeş ülkeyle sonsuz bir dayanışma içinde olduğumuzu bir Türk iradesi olarak ilan ediyoruz. Yalnız değiller, çaresiz değiller, Türkiye ve Türk dünyası Kazakistan için hazırda beklemektedir.”

‘DÜN HEDEF ECEVİT’Tİ, BUGÜN ERDOĞAN’DIR’

Bahçeli, ‘yeni siyasi senoryaya ihtiyaç var’ diyenlerin çoğaldığını söyleyerek şöyle konuştu:

“Dün hedef Bülent Ecevit’ti, bugün Recep Tayyip Erdoğan’dır. İsimler değişse de oyun hep aynı oyundur. Kurgu aynıdır, kumpas aynıdır, komplo aynıdır. 57’nci hükümet gitti gitmesine, ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kabinesi gitmeyecek, demokrasi düşmanlarının Sayın Cumhurbaşkanımızı göndermeye gücü asla yetmeyecektir. Demokrasimiz üzerinde dolaşan kara bulutları ortaya çıkartmak, anti demokratik arayışların önünü kesmek elbette ki bizim vatan ve millet görevimizdir. Özellikle demokrasiye müdahale şartlarını hazırlayan zeminin, demokratik nizama yön veren siyaset kurumunun cephelere ayırıcı kısır siyasi çekişmelerden beslendiği tarihi bir vakıadır. Çatışma ortamı gözleyen, hatta körükleyen odaklar zillet partileri mihmandarlığında şayet ortaya çıkarlarsa; demokrasi dışı arayışların terörden, sokak hareketlerinden, çeteleşmeden ve toplumsal huzursuzluktan aldığı destek ile hız kazandığı bir döneme eğer girilirse, herkesi uyarıyorum, emel sahipleri bu yükün altından kalkamayacaklar, milletin soracağı acıklı hesaptan da kurtulamayacaklardır. Milletimizin artık kesin tercihini yapmış olduğu demokrasi yolunda, önüne çıkacak engellerin temizlenmesi, milli iradeyi sekteye uğratacak emarelerin takip edilerek mani olunması kaçınılmaz sorumluluğumuzdur.”

Gündem

Gazeteci Sedef Kabaş gözaltına alındı

Haber Giriş:

on

Gazeteci Sedef Kabaş, bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözleri nedeniyle gözaltına alındı. “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında polis nezaretinde evinden alınan Kabaş’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü öğrenildi. Söz konusu gelişmeyi Kabaş’ın avukatı Uğur Poyraz duyurdu. Öte yandan Kabaş’a tepkiler de peş peşe geliyor.

Katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözleri nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan soruşturma başlatılan gazeteci Sedef Kabaş, gözaltına alındı. Kabaş’ın saat 02.00 sıralarında Sarıyer’deki evinden gözaltına alındığını avukatı Uğur Poyraz duyurdu. Öte yandan Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, gazeteci Sedef Kabaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözlerine ilişkin inceleme başlatıldığını açıkladı.

 SEDEF KABAŞ HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kabaş’ın bir televizyon programında yaptığı konuşmalarla ilgili inceleme başlattı. Başsavcılık, inceleme sonucunda Kabaş hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan soruşturma açtı.

SEDEF KABAŞ GÖZALTINA ALINDI

Soruşturma kapsamında polis ekipleri saat 02.00 sıralarında Kabaş’ın Sarıyer’deki evine giderek gözaltına aldı. Televizyon programında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözleri nedeniyle gözaltına alındığı belirtilen Kabaş, Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Ardından Kabaş’ın 2 avukatının da Emniyet Müdürlüğü’ne geldikleri öğrenildi.

Avukat Uğur Poyraz ise gözaltı olayı ile ilgili sosyal medya üzerinden, “Müvekkilim Sedef Kabaş Vatan caddesindeki İstanbul Emniyet Müdürlüğünde. Ben de şimdi yanına geçiyorum” şeklinde paylaşım yaptı.

ADALET BAKANI GÜL: HAK ETTİĞİ KARŞILIĞI BULACAK

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, kullandığı ifadeler nedeniyle gazeteci Sedef Kabaş’a tepki gösterdi. Bakan Gül, yaptığı açıklamada “Milletimizin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızı hedef alan edepten nasipsiz, çirkin sözleri lanetliyorum. Haset ve nefretten doğan bu hadsiz ve hukuksuz ifadeler, milletin vicdanında ve adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacaktır.” ifadelerini kullandı.

AK PARTİ’DEN KABAŞ’A TEPKİ GÖSTERDİ

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Sedef Kabaş’ın sözlerine tepki göstererek, “Gazeteci sıfatı taşıyan Sedef Kabaş’ın bir televizyon kanalında Cumhurbaşkanlığı makamını aşağılık sözlerle hedef alması muhalefet değil ahlaksızlık ve pespayeliktir. Bu ahlaksızlığı lanetliyoruz. Milletin oylarıyla seçilmiş seçilmiş Cumhurbaşkanımıza, Devletimizin başına bu çirkin üslupla hitap millete ve milli iradeye hakarettir. Bu ahlaksızlığı mahkum ediyoruz. Bu aşağılık davranışla hukuki ve siyasi olarak en güçlü şekilde mücadele edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

RTÜK’TEN KABAŞ’IN SÖZLERİNE İNCELEME

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “TELE 1 yayın kuruluşunda, Sedef Kabaş’ın Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan kabul edilmesi asla mümkün olmayan sözlerine ilişkin inceleme kararı alınmıştır. Konu ilk Üst Kurul toplantısında Kurul gündemine getirilecektir. Kamuoyunun bilgisine sunarız” ifadelerini kullandı.

RTÜK kaynaklarından edinilen bilgiye göre hazırlanacak raporun 6112 sayılı yasadaki lisans iptalinden önceki en ağır ceza olan ‘yayın durdurma’ müeyyidesi uygulanması teklifiyle kurula sunulacak.

ALTUN’DAN TEPKİ

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, gazetei Sedef Kabaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’na yönelik sözlerine ilişkin açıklama yaptı. Altun, “Siyasetin de muhalefetin de gazeteciliğin de bir ahlakı vardır. Bu ahlakı bu ülkeye çok görenler, kendilerine saygıları olmayan zavallılardır. Bir sözde gazeteci, nefret saçmak dışında bir hedefi olmayan bir televizyon kanalında arsızca sayın Cumhurbaşkanımıza hakaret ediyor. Bu arsızlığı, bu ahlaksızlığı en sert şekilde kınıyorum. Bu yapılan, sadece ahlaksızlık da değildir, siyaset, muhalefet ve gazetecilik adına aynı zamanda sorumsuzluktur. Zira Nurettin Topçu’nun dediği gibi ‘ahlak meselesinin merkezine sorumluluk kavramını’ koymak gerekir. Bu ahlaksızlık ve sorumsuzluk karşısında demokrasi ve hakkaniyet namına sesimizi yükseltmeliyiz” dedi.

“HAKARET HAK DEĞİL BİR SUÇTUR”

Altun, marjinal bir kesimin günden güne radikalleştiğini, radikalleştikçe kamusal alanda öfke nöbetleri geçirdiğine dikkat çekerek, “Bu unsurlar her platformda seri yalanlar söyleyip, gazetecilik adı altında ucuz dedikodular yapıyor, hakaretler ediyorlar. Hakaret bir hak, bir özgürlük değil, bir suçtur. İfade özgürlüğü adı altında bu ülkeye yıllardır büyük hizmetler yapan Cumhurbaşkanımıza hakaret etmek kimsenin haddi değildir. Siyasi kabiliyetsizlik radikalizmle, çözümsüzlük hakaretle, bilgisizlik dedikoduyla aşılmaz. Siyaset millete dönerek, gazetecilik haber üreterek yapılır. Cumhurbaşkanlığı makamının onuru, milletimizin onurudur. Cumhurbaşkanlığı makamı, bu milletin iradesini temsil eder. Milli iradeye saldırmak ancak hadsizlerin yapacağı bir iştir. Cumhurbaşkanımıza ve makamına yapılan galiz hakaretleri bir kez daha şiddetle kınıyorum” ifadelerini kullandı.

KALIN’DAN TEPKİ

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da “Cumhurbaşkanımızın şahsına ve Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik hakaret dolu sözler, söyleyenin zavallı ve müptezel halini ortaya koymuştur. Bu aziz millet, hadsizlere inat Cumhurbaşkanımıza da onun makamına da sahip çıkmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

SEDEF KABAŞ KİMDİR?

1970 yılında İngiltere’nin başkenti Londra’da dünyaya gelen Sedef Kabaş haber programcısı, danışman ve eğitmenlik yapıyor. CNN International’da çalışan ilk Türk gazetecisi olan Sedef Kabaş, 1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olmuştur. 90’lı yıllarda yaptığı Portreler programında birçok ünlü ismi konuk eden Kabaş, o program sebebiyle tanındı. Power FM radyosunun kurucuları arasında yer aldı. Son olarak TRT 2’de Medya Medya programını yaptı.

Devam Et

Gündem

Balık tezgahlarını fırtına vurdu

Haber Giriş:

on

Karadeniz’de son haftalarda etkili olan kar yağışı ve fırtına, balık tezgahlarını da vurdu. Balıkçıların kuvvetli rüzgarda tekneleriyle denize açılıp, avlanamaması nedeniyle tezgahlar, neredeyse boş kaldı. Stoklardaki balıklar da tükenince bazı tezgahlarda balık çeşitleri azaldı, fiyatlar ise arttı. Son yılların en bereketli balık sezonlarından birinin yaşandığı Samsun’da da elverişsiz hava koşulları nedeniyle tezgahlarda kültür balıkları yer alırken, az da olsa istavrit, barbun, mezgit, lüfer ile mezgit de satılıyor.

‘BALIK AZ OLUNCA FİYAT YÜKSELİYOR’

Samsun’da uzun yıllardır balıkçılıkla uğraşan Ayhan Liman, “Hava şu anda soğuk. 4-5 gündür esiyor. Az da olsa balık geliyor ama biraz yüksek fiyatlı. Şu anda havada fırtına var ama yarın ne olur bilmiyoruz. Balık az olunca fiyatlar yükseliyor. Yine de satış var, insanlar vazgeçmiyor. Bu havalarda ne bulursa yesin millet. Şu anda balığın tam yenilme zamanı çünkü balık yağlandı, yağlı balık lezzetli olur. Fiyatlar yine de uygun sayılır. Mezgit ve istavrit kilosu 20, hamsi 25 lira şu anda. Deniz balığı olarak istavrit, barbun, mezgit, lüfer var. Fiyatlar değişebiliyor. Soğuk havada balığa çıkamadıkça fiyatlar aynı kalmıyor. Kültür balıkları ise fiyat olarak fazla değişmiyor” diye konuştu.

Balık almaya gelen Ahmet Durmuş, “Karadenizli olarak tabi ki balık seviyoruz. Lüfer, çinekop, hamsi, istavrit yemeyi tercih ediyoruz genel olarak. Hangisi uygun olursa alıyoruz ama benim tercihim lüferden yana. Hamsi Rusya tarafına doğru kaçmıştı, şimdi havalar soğuyunca bu tarafa geldi. Bu da bizim için iyi bir durum” dedi.

İrfan Salman da “Alabilirsek ancak mezgit, istavrit alıyoruz. Hamsi alıyoruz ama o da şu anda yok. Denizden gelmiyor. Buzhane malı. Fiyatlar düşerse daha rahat alabiliriz” diye konuştu.

Devam Et

Gündem

İkinci el satışlarda emsal karar!

Haber Giriş:

on

İkinci el otomobil satışlarıyla alakalı emsal nitelikte bir karara imza atan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, sahte vekaletname ile yapılan araç satışında, iyi niyetli üçüncü kişiye aracın mülkiyeti geçmeyeceğine hükmetti. Yüksek Mahkeme, mağdur tüketicinin parasının iade edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Kiraladığı otomobili geri iade etmeyen M.Ö., kiralık aracı sahte vekaletname düzenleyerek Ö.İ.’ye sattı. Kiralama şirketi aracın peşine düşünce gerçek ortaya çıktı. Kiraladığı otomobilin sahte evrakla satıldığını tespit eden kiralama şirketi sahibi, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yolunu tuttu.

Davacı, M. Ö. isimli kişiye kiraladığı aracın süresinde geri getirilmemesi üzerine yapılan araştırmada kendi kimlik bilgilerinin kullanılması suretiyle sahte vekâletname ile davalıya satıldığının öğrenildiğini ileri sürerek davaya konu aracın davalıya yapılan satış işleminin geçersiz olduğunun tespiti ile işlemin iptaline, aracın trafik kaydının müvekkili adına tesciline karar verilmesini istedi.

Tüm yaşananlardan habersiz olan aracı satın alan Ö.İ. ise iyi niyetli olduğunu, noterde gerçekleşen satış ve belgelerin sahteliğini bilme imkânının bulunmadığını öne sürdü. 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, davanın kısmen kabulüne karar verdi. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, görevli mahkemede yanlışlık yapıldığı gerekçesiyle kararı bozdu.

3. Asliye Hukuk Mahkemesi; davalının aracı sahte vekâletname ile devralan ilk malik olduğu, ancak sahte vekâletnameyi kullanarak satışı gerçekleştiren dava dışı M. Ö. ile herhangi bir yakınlığının ve arkadaşlığının bulunmadığı, bu sebeple vekâletnamenin sahteliğini bilebilecek durumda olmadığına dikkat çekti.

Davalının iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğu ve aksinin davacı tarafından da kanıtlanamadığı ancak sahte vekâletname ile satışın mülkiyeti geçirmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile aracın satışına ilişkin işlemin iptaline, aracın davacı adına kayıt ve tesciline, davalının iyiniyetli olması sebebiyle yargılama masraflarından sorumlu tutulmamasına karar verdi. Davalı Ö.İ.’nin temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, “Davacı kendisine ait aracı dava dışı kişiye kiralamış olduğundan araç malikinin rızası ile elinden çıkmıştır. Bu noktada davalının iyi niyetli olup olmadığının irdelenmesi gerekir. Olayla ilgili ceza soruşturması ve dosyaya sunulan deliller birlikte değerlendirildiğinde davalının kendisini M. Ö. olarak tanıtan kişi ile birlikte hareket ederek davacıyı zarara uğratmak istediği yönünde bir delil bulunmadığından davalı iyi niyetli kabul edilmelidir. Kaldı ki mahkemece de davalının iyi niyetli olduğu kabul edilmiştir. O halde; davacının araç mülkiyetinin tespiti davasını kazanabilmesi için davalının satış bedeli olarak ödemiş olduğu bedeli kendisine iade etmesi gerekir. Mahkemece bedelin ödenmemesi halinde davanın reddine karar verilmesi gerekirken ödeme gerçekleşmeden yazılı gerekçe ile davanın kabulü doğru değildir. Kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir” gerekçesiyle mahkeme kararını bozdu. Asliye Hukuk Mahkemesi, ilk kararında direnince devreye bu kez Yargıtay Hukuk Genel Kurulu girdi.

Emsal nitelikteki kararda;

Sahibinin elinden rızası olmadan çıkan bir şeyi, iyi niyetli üçüncü şahıs bir açık artırmadan, pazardan veya bu gibi eşyayı satan bir kimseden iktisap ederse, asıl mal sahibinin gerek bu şahıs, gerekse daha sonraki müktesipler aleyhinde açacağı iade davasını kazanabilmesi şöyle bir şarta bağlanmıştır:

Böyle hâllerde, iyi niyetli üçüncü şahsın bu malı iktisap etmesi için verdiği bedel, iadeyi isteyen davacı, yani asıl mal sahibi tarafından ona iade edilmelidir. Eğer bu şart yerine getirilmezse hâkim, asıl mal sahibinin açacağı iade davasını kabul edemez. Bedel karşılığında iade koşulu, ancak sahibinin elinden iradesi dışında çıkan eşyalar hakkında bahse konu olur.

Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterler tarafından yapılacağı belirtilen maddeden de anlaşılacağı üzere trafik siciline tescil edilmiş motorlu aracın mülkiyetini devir borcu doğuran sözleşmelerin geçerliliği için resmi şekilde yapılması gerekmektedir. Davalı her ne kadar iyiniyetli ise de araçların mülkiyetinin devri için ortada geçerli bir sözleşmenin bulunması gerekir.

Oysa, eldeki davada taraflar arasındaki sözleşme sahte vekâletnameye dayandığından yetkisiz temsil söz konusu olup geçerli bir sözleşmeden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Sahte vekâletname ile temlik alan ilk el konumundaki davalı yönünden tescil yolsuz olduğundan, iyiniyetli olduğu düşüncesiyle, aracın mülkiyetinin davalıya geçtiği söylenemeyeceği gibi davacı tarafından açılan davanın kabulünün davalının ödemiş olduğu araç bedelinin kendisine iadesi koşuluna bağlı olduğu da kabul edilemez.

Bu durumda, davacı tarafından davaya konu araca ilişkin tescil kararı istenilmiş olmakla çoğun içinde azın da olduğu ilkesinden hareketle mahkemece, asıl dava ile ilgili olarak davaya konu aracın mülkiyetinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi gerekmektedir. Mahkeme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir.”

Devam Et

Trend