#

Giriş:

Son Güncelleme:

Sağlık

Canan Karatay: Kışın patlıcan yemeyin

Prof. Dr. Canan Karatay, soruları yanıtladı. Karatay, besinlerin mevsiminde tüketilmesi gerektiğini söyledi ve “Her şeyi mevsiminde yiyin. Ocak ayında patlıcan yemeyin” dedi.

Sağlıklı yeme içme konusunda kamuoyuyla paylaştığı görüşleri ve kaleme aldığı kitaplarla yankı uyandıran Prof. Dr. Canan Karatay, Habertürk TV’nin konuğu oldu. Hülya Hülya Hökenek’in sorularını yanıtlayan Prof. Karatay, insanların doğal besinleri tüketmesiyle olası hastalıkların önüne geçebileceğini kaydetti.

Karatay, mevsiminde yetişen sebzelerin tüketilmesi gerektiğine işaret edekek “Kışın patlıcan tüketmeyin” diye konuştu.

Karatay’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“MISIR ŞURUBU TOZ ŞEKERDEN 7 KAT DAHA FAZLA ZARARLI”

Şekerli ve gazlı içecekler alkol kadar değil; alkolden daha zararlı. Çünkü 3 yaşındaki, 5 yaşındaki çocuklara verildiği için bunu söylüyorum. Kota falan değil tamamen yasaklanması lazım. Beyaz şekerin bütün hücrelere etkisi var. Mısır şurubu şekerin vücuda normal şekerden 7 kat daha fazla zararı var. Anneler çocuklara şekeri kesinlikle vermemeli. Madem çocuklara tatlı bir şey verecek, biraz meyve suyu verebilir.

“HAMİLEYKEN ŞEKERLİ SU TESTİ YAPMAK KESİNLİKLE YASAKLANMALI”

Gebelik şekerini tespit etmek için şekerli su veriyorlar, hatta kutularla mısır şurubu veriyorlar. Bu yanlıştır ve yasaklanması lazımdır. Doğru olan hamileliği anladığımız andan itibaren, açlık bir kan tahliliyle ortaya çıkabiliyor zaten. Teşhis koyulabiliyor. Bu da erken doğumlar, sakat doğumlar, 3 aylık bebekte yetişkin diyabet hastalıkları çıkıyor. Anne de mahvoluyor, çocuk da mahvoluyor.

“HAMİLELİK ANNE VE BABANIN YAŞADIĞI ORTAK SÜREÇTİR”

Anne ve babalarının 6 aylık hamilelikte kendilerini toparlamaları lazım. 6 ay en erken. Yurt dışında 3 ay diyorlar. Anne baba idrarda iyot baktıracaklar, şeker baktıracaklar. Birlikte baktıracaklar.

“ÇOCUKLARINIZA KÖY YUMURTASI BULUN”

İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudur, yüzde 20’si hayvansal proteindir, yüzde 19’u yağdır. Yüzde 1’den aşağısı karbonhidrattır. Siz karbonhidrat yükleyeceksiniz. Çocuklarımıza yumurta vereceğiz. Köy yumurtası bulacaksınız. Serbest gezen tavukların yumurtalarını bulacaksınız. Yumurtayı haşlayıp, çocuklarınıza vereceksiniz.Milli Eğitim Bakanlığı okullardaki kantinleri yasaklamalıdır.

“BENİM HAYATIM YAĞ YEMEKLE GEÇTİ! DÖNERDE TRANS YAĞ OLMAMALI”

Dönerde yağ kısıtlaması olmaz. Yalnız trans yağ kullanılmayacak. Benim hayatım yağ yemekle geçti. Bütün yemeklerin lezzeti yağdan gelir. O uzun yaşayan insanlar hayatları boyunca Trabzon yağı yemişler. Tavuk döner diye bir şey olmaz. Çünkü tavuklar süni yemle besleniyorlar. Yağlar bozulmamış, işlenmemiş, tahşiş edilmemiş olarak vücuda girecektir.

“YÜKSEK KOLESTROLDAN KORKMA! KAN ŞEKERİNDEN KORK!”

Kolestrol diye bir hastalık yok. Kollestrolu çıkaran hekimler değil ilaç firmalarıdır. İyi kolestrol, kötü kolestrol diye bir şey yok. Kolestroldan korkmayın. Kolestrolu olan hanımlar ve beyler daha uzun yaşıyorlar. Çok büyük bir tıp yalanı uyduruldu. Yüksek kolestrolden korkmayın. Karaciğeri yağlandıran kan şekerinden kork! Kolestrol yağ değil hormondur.

“KOLESTROL VÜCUTTAKİ YANGINI SÖNDÜRMEYE GİDEN HORMONDUR”

İtfayie arabaları giderler. Yangını onlar mı çıkarırlar? Hayır. Onlar yangını söndürmeye giderler. İşte vücutta da çıkan yangını söndürmeye giden kolestrollerdir. Kötü şeker vücutta trigliseriti yükseltir. Beyaz şekerden, tatlılardan, gazlı içecekleri ağzımıza koyduğumuz anda kan şekeri yükselir. Bu dolaşıma karıştığı anda bütün hücreleri bozar.

“TANSİYON YÜKSEKLİĞİNDEN ÇEŞİTLİ KANSERLERE KADAR”

Trigliseritler 22 tür hastalık üretiyor. Tansiyon yüksekliği, kan yağlarının altüst olması, damar tıkanıklığı, damar sertliği ve kanserler. O halde tehlikeli olan kolestrol falan değil trigliserittir.

“KIZARTMA YİYORSANIZ, SİGARA İÇİYORSANIZ BİTTİ ZATEN!”

Yağlar margarin olduğu anda trans yağ olur. Zeytinyalğ çok sağlıklıdır, ama işlem gördüğü zaman trans yağdır. İşlenmemiş, doğal gıdalara yönelinmelidir. İnsan vücudunu okyanus ve uzay gibi düşünün. Bir tek kolestrol tek başına zararlı olamaz. Sigara içiyorsanız, kızartma yiyorsanız, fabrikadan çıkan her şeyi yiyorsanız bitti zaten… Ev yoğurdu, köy yumurtası hakiki besinlerdir. Ekmek besin değildir, sizi kandırıyor. Ekmek yediğiniz için acıkıyorsunuz.

“GÜNÜMÜZDEKİ EKMEKLER HİBRİT BUĞDAYDAN İMAL EDİLİYOR”

Şimdiki buğday eski buğday değil. Un fabrikalarına gönderilen buğday cüce buğdaydır. Bunlar hibrittir. Fazla ürün alalım diye hibrit yapılmışlar. O yüzden çok tehlikelidir. Buğdayda bulunan glutenin antikoru var. Fabrikadan gelen buğdayda çok büyük katkı maddeleri var. Pankreasa insülün salgılatıyor. Sizi acıktıran o. Acıktırdıkça yiyorsunuz, yedikçe acıkıyorsunuz. Bu ekmek firmaları için bulunmaz bir pazar.

“YUMURTA, KIRMIZI ET, YAĞ, YOĞURT VÜCUDA FAYDALIDIR”

Mısır şurubu şekeri ekmekte de var. Nişasta bazlı şeker. Karaciğeri 7 kat daha fazla yağlandırıyor. Şeker uyuşturucuur, kokain gibi bağımlılıktır. Benim söylediğim yeni şeyler değil. Büyüklerimizin uyguladığı şeylerdir. Yumurta sağlıklıdır, yasaklayamazsınız. Kırmızı et, tam yağlı peynir, tam yağlı yoğurt vücudumuzun ihtiyacıdır.

“GÜNDE İKİ ÖĞÜN SAĞLIKLIDIR ÜÇ ÖĞÜN HASTALIKTIR”

24 saat içinde ilk yediğimiz öğün kahvaltıdır. Sık sık yemek değil, acıkınca yiyeceksiniz. Acıkmayı bekleyceksiniz. İbn-i Sina söylemiş, iki öğün sağlıklı, üç öğün hastalıktır. Hz. Muhammet de aynı şeyi söylüyor. Çünkü insan vücudu ona göre programlanmıştır. Siz sürekli yerseniz hormonlar şaşırır. Siz mutlu olacağım diye ona buna saldırıyorsunuz.

“İDEAL BİR SABAH KAHVALTISI NASIL OLMALADIR?”

Kaçta kalkarsanız kalkın doğal yağ, doğal fındık fıstık, doğal yumurta yerseniz açıkmayacaksınız. Arada çok bol su içeceksiniz, Türk kahvesi de içebilirsiniz. Sonra acıkınca vücut ‘artık ben hazırım bana besin gönder’ diyecektir. Yumurta yiyin, az pişmiş olacak. Bir gün omlet, bir gün rafadan, bir gün kayısı gibi yiyeceksiniz. Kalori hesabı yapılmayacak. Kalori hesabı tehlikelidir. Tereyağında kırılmış yumurta, doğal peynir. Turp yiyebilirsiniz.

“YEMEKTEN SONRA İÇİLEN SEBEP KRONİK KANSIZLIK SEBEBİDİR”

Yumurta, yoğurt, süt, fındık, fıstık çok önemli. İlle marketten bir şey almak mecburiyetinde değiliz. Çay yeni çıkmış bir alışkanlıktır. Geçmişte böyle bir şey yoktu. Seneler önce kahve içilirdi. Ben çaya karşı değilim. Ama yemek yedikten sonra hemen içilmemelidir. 4 saat sonra içilmelidir. Hemen içilmeli kronik kansızlık sebebidir. Demir eksikliğine yol açar.

“PATLICAN HABERİ YAPMAYIN! PATLICAN YERİNE YUMURTA YİYİN”

Mevsiminde ne varsa onu yiyin diyorum. Oturup da ocak ayında patlıcan yemeyin diyorum. Doğal olduktan sonra aşırıya kaçmamak kaydıyla meyve yenebilir. Elma, portakalın kurtlusu, organik, doğal olanını yiyebilirsiniz. Diğerlerinde tarım zehri var. Medya kışın patlıcan haberi yapmasın. Peki ne yiyeceğiz derseniz. Yumurta yiyin. Yaz ayında güneşin en dik, gölgenin en kısa olduğu zamanında 20 dakika durursanız faydası çok fazla.

“HAYVANSAL YAĞLAR TÜKETMEDEN İNSAN BEYNİ ÇALIŞMAZ”

Suç duyurusunda bulunurken bana hakaret ediliyor. Suç duyurusu savcılığa yapılır. Tabipler Birliği savcı olarak çalışıyor. Tabipler Birliği demesi gerekir ki, “Bu bizi ilgilendirmez savcılığa başvurun” demesi lazım. Veganlık, vejetaryenlik aynı değil. Veganlar tamamen insan doğasına aykırı oluyor. Yalnız baklagillerle, kuruyumeşle besleniyorlar. Doğal sağlıklı hayvansal yağların ve hayvansal proteine ihtiyacı var insanın. Hayvansal yağ olmadan beyin çalışmaz.

Haberin Devamı

Dünya

Türk profesörün geliştirdiği aşıda yeni gelişme

Haber Giriş:

on

Amerikan ilaç şirketi Pfizer ile Türk bilim insanı Prof. Dr. Uğur Şahin’in kurucu ortağı olduğu Alman biyoteknoloji firması BioNTech’in, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı geliştirmekte olduğu potansiyel aşı için dün, Avrupa İlaç Ajansına (EMA) koşullu piyasa onayı verilmesi konusunda başvuru yaptığı bildirildi.

BioNTech’ten yapılan açıklamada, dünkü başvuruyla EMA tarafından 6 Ekim’de Kovid-19’a karşı “BNT162b2” adlı aşı adayına ruhsat verilmesi için başlatılan sürecin tamamlandığı belirtildi.

Aşının daha önce SARS-Cov-2 enfeksiyonu görülmeyen hastalarda yüzde 95 etkili olduğunun belirtildiği açıklamada, aşının etkinliğinin tüm yaş ve cinsiyet gruplarında tutarlı olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “EMA, aşı adayının Kovid-19’a karşı koruma için faydalarının, olası risklerden daha ağır bastığı sonucuna varırsa ajans şartlı piyasa onayının verilmesini önerecektir. Bu, BNT162b2’nin 2020’nin sonundan önce Avrupa’da kullanılmasını sağlayabilir.” ifadelerine yer verildi.

“Aşımızın hızlı küresel dağıtımını sağlamak için çalışacağız”

Açıklamada görüşlerine yer verilen Biontech Üst Yöneticisi (CEO) ve Kurucu Ortağı Prof. Dr. Uğur Şahin, başvuruyu Kovid-19’a karşı aşı çalışmalarında önemli bir adım olarak değerlendirdi.

Şahin, “Onaylanırsa aşımızın hızlı küresel dağıtımını sağlamak için dünya genelinde düzenleyici kurumlarla çalışmaya devam etmek istiyoruz. Normale dönebilmek için virüsle mücadeleye yönelik küresel çabalara katkıda bulunmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Pfizer Üst Yöneticisi Albert Bourla, söz konusu başvuruyla Kovid-19 kriziyle mücadelede çabalarında önemli bir kilometre taşına daha ulaştıklarını vurgulayarak “Bu yolculuğun başlangıcından beri insanların bir aşı beklediğini biliyorduk ve olası bir onay alır almaz, Kovid-19 aşı dozlarını dağıtmaya hazır olacağız.” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu aşının onayı için ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA) başta olmak üzere Avustralya, Kanada ve Japonya’da yetkili kurumlara başvuruda bulunulduğu hatırlatıldı.

Şirketler, 6 Ekim’de yaptıkları açıklamada, EMA’nın “BNT162b2” adlı aşı adayını, “Rolling Review” adı verilen bir süreçle inceleyeceğini açıklamıştı.

Devam Et

Gündem

Anne gebelikte Covid-19 geçirdiyse, bebek antikorla doğuyor

Haber Giriş:

on

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Anne gebelik sırasında Covid-19 geçirdiyse, bebek çok yüksek oranda koruyucu antikorla doğuyor” dedi.

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, anne karnından bebeğe virüs geçtiğinin gösterilemediğini söyledi. Böyle bir durumun oluşmasında iki tip antikorun olduğunu belirten Prof. Dr. Ceyhan, “Antikorların bir tanesi küçük yapıda olduğu için bebekte onu pozitif bulmayı bekliyoruz. Bir tanesi ‘İmmünglobulin M’ dediğimiz büyük yapıda olduğu için normalde onun anneden bebeğe geçmesini beklemeyiz. Bebekte pozitif bulununca bir şüphe doğdu. Bunların çoğu bebeğin doğumdan hemen sonra virüsü aldığını ve erken antikor ürettiği şeklinde açıklandı. Dolayısıyla henüz daha antikor çok nadir bulunmasına rağmen elimizde virüsün anneden bebeğe geçtiğini gösteren bir delil yok. Burada bahsedilen antikorlar koruyucu antikor değildir. Koruyucu antikorlar normalde küçük yapıda olduğu için zaten anneden bebeğe geçiyor. Anne gebelik sırasında Covid-19 geçirdiyse, bebek zaten çok yüksek oranda koruyucu antikorlarla doğuyor. Bunlar ‘virüse yakalanmayı ne kadar azaltıyor’ bu konuda bir bilgi yok. Çünkü yenidoğan bebeklerde genellikle hastalığı çok hafif belirtilerle ya da belirtisiz geçiriyor” diye konuştu.

‘VAKALARIN HEPSİNDE ANTİKOR GELİŞMİYOR’

Prof. Dr. Ceyhan, koronavirüs hastalığına 2’nci defa yakalanan ve 2’nci sefer hastalığı daha ağır seyreden vakaların olduğunu kaydederek, “Bunların oranları yaklaşık 10 binde 1’ler civarında olduğu tahmin ediliyor. Tam gerçek anlamda hastalığı geçirdikten sonra oluşan antikorlar ne kadar koruyor bunu zaman gösterecek. Hastalıkta oluşan bağışıklığın buna sadece antikor diye bakmamak lazım. Çünkü bağışıklık sisteminin farklı bölgeleri de koruyuculuk sağlıyor. Zaten vakaların hepsinde antikor gelişmiyor. Antikor pozitifliği özellikle çocuklarda daha düşük; ama yetişkinlerde biraz daha yüksek. Ancak çok sayıda da antikoru pozitifleşmeyen insan sayısı var. Bu insanlar sadece antikorla değil, ciddi oranda korunuyor. Yine de çok kuvvetli bir bağışıklık bırakmadığı kabul edildiği için bu hastalık geçirenlerin de yine aşılanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘ANTİKOR SONUÇLARINDA ÇOCUKLAR İLE YETİŞKİNLER FARKLI’

Prof. Dr. Ceyhan, antikor ile ilgili yaptıkları çalışmalar kapsamında çocuklarla yetişkinler arasında farklı sonuçlar elde ettiklerini söyleyerek, şunları kaydetti:

“Çocuklarda şunu gördük; hastalığı ağır seyredenlerde antikor cevabı daha düşük, hastalığı hafif seyredenlerde daha yüksek. Ancak yetişkinde ise, tam tersi bir durum var; hastalığı ağır seyredenlerde daha yüksek antikor, hastalığı hafif seyredenlerde daha düşük antikor olduğu söyleniyor. Bunlar neticede çok etkili faktörler değil. Antikor cevabı düşük olup, uzun süre korunan; ama yüksek antikor cevabı verip 2’nci defa hastalık geçirenler de var. Bu gibi durumlar ne aşı yapılanlarda ne hastalığı geçirenlerde sadece şuan dilek ve temenni olabilir. Bu hastalıkta koruyucu antikor düzeyini bilmiyoruz. Henüz koronavirüs ile ilgili ‘ne kadar antikorun varsa korunursun, ne kadar düzeyin altındaysa korunmazsın’ bir değer bilmiyoruz.”

‘DİŞ KAYBI COVİD-19 BELİRTİSİ OLABİLİR’

Koronavirüsün en çok yaptığı bozukluklardan bir tanesinin damar olduğunu anımsatan Prof Dr. Ceyhan, “Damar pıhtılaşmayı artırıyor ve damar tıkanıklıklarına yol açıyor. Dolayısıyla dişi besleyen damarların tıkanıp diş kaybına yol açması teorik anlamda mümkün. Herhangi bir belirtinin bir hastalığın belirtisi olduğuna karar vermek için bunun belli bir sıklıkta olması ve başka durumlarda görülmemesi lazım gibi birçok faktör var. Diş kaybının Covid-19 belirtisi olduğunu söyleyecek kadar vaka yok. İleride bu vakalar artarsa, diş kaybı Covid-19 belirtisi olabilir. Çünkü damar tıkanıklığına bağlı ekstemite (doku defektleri) kayıpları ile beyin ve kalple ilgili problemlerde rapor edildi” dedi.

Devam Et

Sağlık

Koronavirüs süreci sigarayı bırakmanın “tam zamanı”

Haber Giriş:

on

Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı ve Prof. Dr. Nihat Özyardımcı Sigara Bırakma Polikliniği sorumlusu Prof. Dr. Yeşim Uncu, açık alanlarda yürürken kullanımına getirilen yasak, sosyal ortamların kısıtlanması ve maskenin, sigarayı bırakmak için ideal bir süreç sunduğunu söyledi.

Dünya genelinde olduğu gibi Türk toplumunda da daha çok erkeklerin sigara içtiğini ve 35-44 yaş grubunda ağırlık görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Uncu, amaçlarının zararları görmeden önce mümkün olan en kısa zamanda sigarayı bıraktırmak olduğunu kaydetti.

Çocuk, genç ve kadınlarda sigara içme oranlarının arttığını vurgulayan Uncu, bunun son 10 yıldır süregelen bir durum olduğuna işaret etti.

Tütün endüstrisinin kendilerine pazar oluşturmaya çalıştığına değinen Uncu, “Bütün stratejilerini daha az sigara içenlere yani gençlere ve kadınlara yönelttiler. Bunun da etkilerini görmeye başladık. Türkiye’de erkeklerin yaklaşık yüzde 42’si, kadınların ise yüzde 28’i sigara içiyor. Çocuklarda da 250 bin civarında sigara içen popülasyon var ve sigaraya erken dönemde, 16 yaş civarında başlanıyor.” ifadelerini kullandı.

Uncu, buna karşı tütünle mücadelede Türkiye’nin ilk sırada yer aldığına dikkati çekti.

Gerek kanun, resmi altyapı, kararları alma ve uygulama gerek eğitim gerekse sigara bırakma polikliniklerinin büyük etkilerinin olduğunu belirten Uncu, “Dünya Sağlık Örgütünün de önerdiği, vergilerin yüksekliği, paketlerin tek tip yapılması gibi sigarayla mücadeledeki birçok politikada çok ön plandayız.” dedi.

“Süreci birlikte planlıyoruz”

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinin sigarayı bırakma konusunda belli bir bilinç meydana getirdiğine işaret eden Uncu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kovid korkusu, ‘Hastalanırsam ölürüm ya da daha yoğun geçiririm.’ korkusu bizim işimize yaradı. Polikliniğimize bu amaçla başvuranlar var. Buraya neden geldiklerini de soruyoruz, ‘Kovid’den korktum, o yüzden geldim.’ cevabını alıyoruz. Özellikle açık havada da sigara içmenin yasaklanması, sigarayı bırakmak için çok ideal bir süreç esasında çünkü insanlarla iletişim kurarken maskeniz var, dışarı çıkıyorsunuz sigara içemiyorsunuz. Sosyal ortamlar kısıtlandı. Kahveye gidilmiyor, restorana gidilmiyor. O zaman niye sigara içeceksiniz? ‘Tam da bırakma zamanı’ diyoruz biz hastalarımıza. ‘Şimdi hazır evdeyken bunu güzel planlayalım, sigarayı bırakalım, sonra sigarasız bir şekilde tekrar sosyal hayata geri dönelim’ diye konuşuyoruz hastalarımızla. Kovid’in böyle bir etkisi oldu.”

Prof. Dr. Yeşim Uncu, bu süreçte polikliniğe en çok orta erişkin yaş grubunun başvurduğunu belirtti.

Sigarayı bırakmak isteyenlerin Alo 171’den ya da BUÜ Tıp Fakültesi santralinden aldıkları randevular doğrultusunda hizmet verdiklerini bildiren Uncu, “Yüz yüze yaptığımız ilk görüşmede tipik bir hekim muayenesi sürecini uyguluyoruz. ‘Motivasyonel görüşme’ dediğimiz hastanın sigarayı konusundaki kararı, bu kararın desteklenmesi, engelleri ya da onun işine yaracak stratejiler nelerdir, onlara yönelik de uzun bir görüşme yapıyoruz.” diye konuştu.

Uncu, başvuru sahibiyle süreçteki bütün aşamalara beraber karar verdiklerini ve ilaç tedavisine başladıktan 8-10 gün sonra sigarayı bırakmaları için gün belirlediklerini ve bundan sonra yüz yüze ve telefonla görüşmeler yaptıklarını anlattı.

Söz konusu tarihten sonraki birinci haftada görüşmenin yüz yüze olduğunu dile getiren Uncu, “Sonra 15’inci gün, birinci ay, üçüncü ay ve biraz da hastaya göre planlıyoruz ama ortalama minimum 5-6 görüşme yapıyoruz. Süreç bazı hastalarda 1 yıla kadar uzayabiliyor. Özellikle daha önce bırakma denemesi olmuş hastalar varsa takip süresini uzatıyoruz. Kendimiz erken tebrik etmiyoruz açıkçası. 1 yıl sigarasız geçtiyse ‘Tamam, bu defteri kapatabiliriz artık.’ diyoruz.” bilgisini paylaştı.

“Günde 2 paket sigara içiyordum”

Poliklinikten yardım alarak sigarayı bırakan Mehmet Pekçabuk, 30 yıl boyunca sigara içtiğini anlattı.

Üniversitede güvenlik görevlisi olarak çalıştığını ve poliklinikten haberdar olduktan sonra buraya geldiğini aktaran Pekçabuk, şunları kaydetti:

“Günde 2 paket sigara içiyordum. Ben de bıkmıştım artık. Boğazım ağrıyordu, bunun için hastaneye dahi gittim. ‘İltihap’ dediler ama ben fazla sigara içtiğimden olduğunu biliyordum. Kurtulmak için ben de böyle bir mücadeleye başvurdum. Tedavi aşamasında sağ olsunlar hocalarımız çok yardımcı oldular ve ellerinden gelen desteği verdiler. Onların mücadelesi, benim de irademle 3 ay önce sigarayı bıraktık. Bu süreçte olumlu değişimler yaşadım. Daha önce sigara içmeyen arkadaşlarımın yanına gittiğim zaman, ‘Sigara içme, kötü kokuyorsun.’ dediklerinde inanmıyordum. Şimdi bırakınca gerçekten hak veriyorum içmeyen arkadaşlarıma. Nefes alıp verme konusunda da çok rahatladım. Daha önce yürürken nefes darlığı çekiyordum, şu an o şikayetim yok.”

Devam Et

Trend