#

Giriş:

Son Güncelleme:

Sağlık

Canan Karatay: Kışın patlıcan yemeyin

Prof. Dr. Canan Karatay, soruları yanıtladı. Karatay, besinlerin mevsiminde tüketilmesi gerektiğini söyledi ve “Her şeyi mevsiminde yiyin. Ocak ayında patlıcan yemeyin” dedi.

Sağlıklı yeme içme konusunda kamuoyuyla paylaştığı görüşleri ve kaleme aldığı kitaplarla yankı uyandıran Prof. Dr. Canan Karatay, Habertürk TV’nin konuğu oldu. Hülya Hülya Hökenek’in sorularını yanıtlayan Prof. Karatay, insanların doğal besinleri tüketmesiyle olası hastalıkların önüne geçebileceğini kaydetti.

Karatay, mevsiminde yetişen sebzelerin tüketilmesi gerektiğine işaret edekek “Kışın patlıcan tüketmeyin” diye konuştu.

Karatay’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“MISIR ŞURUBU TOZ ŞEKERDEN 7 KAT DAHA FAZLA ZARARLI”

Şekerli ve gazlı içecekler alkol kadar değil; alkolden daha zararlı. Çünkü 3 yaşındaki, 5 yaşındaki çocuklara verildiği için bunu söylüyorum. Kota falan değil tamamen yasaklanması lazım. Beyaz şekerin bütün hücrelere etkisi var. Mısır şurubu şekerin vücuda normal şekerden 7 kat daha fazla zararı var. Anneler çocuklara şekeri kesinlikle vermemeli. Madem çocuklara tatlı bir şey verecek, biraz meyve suyu verebilir.

“HAMİLEYKEN ŞEKERLİ SU TESTİ YAPMAK KESİNLİKLE YASAKLANMALI”

Gebelik şekerini tespit etmek için şekerli su veriyorlar, hatta kutularla mısır şurubu veriyorlar. Bu yanlıştır ve yasaklanması lazımdır. Doğru olan hamileliği anladığımız andan itibaren, açlık bir kan tahliliyle ortaya çıkabiliyor zaten. Teşhis koyulabiliyor. Bu da erken doğumlar, sakat doğumlar, 3 aylık bebekte yetişkin diyabet hastalıkları çıkıyor. Anne de mahvoluyor, çocuk da mahvoluyor.

“HAMİLELİK ANNE VE BABANIN YAŞADIĞI ORTAK SÜREÇTİR”

Anne ve babalarının 6 aylık hamilelikte kendilerini toparlamaları lazım. 6 ay en erken. Yurt dışında 3 ay diyorlar. Anne baba idrarda iyot baktıracaklar, şeker baktıracaklar. Birlikte baktıracaklar.

“ÇOCUKLARINIZA KÖY YUMURTASI BULUN”

İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudur, yüzde 20’si hayvansal proteindir, yüzde 19’u yağdır. Yüzde 1’den aşağısı karbonhidrattır. Siz karbonhidrat yükleyeceksiniz. Çocuklarımıza yumurta vereceğiz. Köy yumurtası bulacaksınız. Serbest gezen tavukların yumurtalarını bulacaksınız. Yumurtayı haşlayıp, çocuklarınıza vereceksiniz.Milli Eğitim Bakanlığı okullardaki kantinleri yasaklamalıdır.

“BENİM HAYATIM YAĞ YEMEKLE GEÇTİ! DÖNERDE TRANS YAĞ OLMAMALI”

Dönerde yağ kısıtlaması olmaz. Yalnız trans yağ kullanılmayacak. Benim hayatım yağ yemekle geçti. Bütün yemeklerin lezzeti yağdan gelir. O uzun yaşayan insanlar hayatları boyunca Trabzon yağı yemişler. Tavuk döner diye bir şey olmaz. Çünkü tavuklar süni yemle besleniyorlar. Yağlar bozulmamış, işlenmemiş, tahşiş edilmemiş olarak vücuda girecektir.

“YÜKSEK KOLESTROLDAN KORKMA! KAN ŞEKERİNDEN KORK!”

Kolestrol diye bir hastalık yok. Kollestrolu çıkaran hekimler değil ilaç firmalarıdır. İyi kolestrol, kötü kolestrol diye bir şey yok. Kolestroldan korkmayın. Kolestrolu olan hanımlar ve beyler daha uzun yaşıyorlar. Çok büyük bir tıp yalanı uyduruldu. Yüksek kolestrolden korkmayın. Karaciğeri yağlandıran kan şekerinden kork! Kolestrol yağ değil hormondur.

“KOLESTROL VÜCUTTAKİ YANGINI SÖNDÜRMEYE GİDEN HORMONDUR”

İtfayie arabaları giderler. Yangını onlar mı çıkarırlar? Hayır. Onlar yangını söndürmeye giderler. İşte vücutta da çıkan yangını söndürmeye giden kolestrollerdir. Kötü şeker vücutta trigliseriti yükseltir. Beyaz şekerden, tatlılardan, gazlı içecekleri ağzımıza koyduğumuz anda kan şekeri yükselir. Bu dolaşıma karıştığı anda bütün hücreleri bozar.

“TANSİYON YÜKSEKLİĞİNDEN ÇEŞİTLİ KANSERLERE KADAR”

Trigliseritler 22 tür hastalık üretiyor. Tansiyon yüksekliği, kan yağlarının altüst olması, damar tıkanıklığı, damar sertliği ve kanserler. O halde tehlikeli olan kolestrol falan değil trigliserittir.

“KIZARTMA YİYORSANIZ, SİGARA İÇİYORSANIZ BİTTİ ZATEN!”

Yağlar margarin olduğu anda trans yağ olur. Zeytinyalğ çok sağlıklıdır, ama işlem gördüğü zaman trans yağdır. İşlenmemiş, doğal gıdalara yönelinmelidir. İnsan vücudunu okyanus ve uzay gibi düşünün. Bir tek kolestrol tek başına zararlı olamaz. Sigara içiyorsanız, kızartma yiyorsanız, fabrikadan çıkan her şeyi yiyorsanız bitti zaten… Ev yoğurdu, köy yumurtası hakiki besinlerdir. Ekmek besin değildir, sizi kandırıyor. Ekmek yediğiniz için acıkıyorsunuz.

“GÜNÜMÜZDEKİ EKMEKLER HİBRİT BUĞDAYDAN İMAL EDİLİYOR”

Şimdiki buğday eski buğday değil. Un fabrikalarına gönderilen buğday cüce buğdaydır. Bunlar hibrittir. Fazla ürün alalım diye hibrit yapılmışlar. O yüzden çok tehlikelidir. Buğdayda bulunan glutenin antikoru var. Fabrikadan gelen buğdayda çok büyük katkı maddeleri var. Pankreasa insülün salgılatıyor. Sizi acıktıran o. Acıktırdıkça yiyorsunuz, yedikçe acıkıyorsunuz. Bu ekmek firmaları için bulunmaz bir pazar.

“YUMURTA, KIRMIZI ET, YAĞ, YOĞURT VÜCUDA FAYDALIDIR”

Mısır şurubu şekeri ekmekte de var. Nişasta bazlı şeker. Karaciğeri 7 kat daha fazla yağlandırıyor. Şeker uyuşturucuur, kokain gibi bağımlılıktır. Benim söylediğim yeni şeyler değil. Büyüklerimizin uyguladığı şeylerdir. Yumurta sağlıklıdır, yasaklayamazsınız. Kırmızı et, tam yağlı peynir, tam yağlı yoğurt vücudumuzun ihtiyacıdır.

“GÜNDE İKİ ÖĞÜN SAĞLIKLIDIR ÜÇ ÖĞÜN HASTALIKTIR”

24 saat içinde ilk yediğimiz öğün kahvaltıdır. Sık sık yemek değil, acıkınca yiyeceksiniz. Acıkmayı bekleyceksiniz. İbn-i Sina söylemiş, iki öğün sağlıklı, üç öğün hastalıktır. Hz. Muhammet de aynı şeyi söylüyor. Çünkü insan vücudu ona göre programlanmıştır. Siz sürekli yerseniz hormonlar şaşırır. Siz mutlu olacağım diye ona buna saldırıyorsunuz.

“İDEAL BİR SABAH KAHVALTISI NASIL OLMALADIR?”

Kaçta kalkarsanız kalkın doğal yağ, doğal fındık fıstık, doğal yumurta yerseniz açıkmayacaksınız. Arada çok bol su içeceksiniz, Türk kahvesi de içebilirsiniz. Sonra acıkınca vücut ‘artık ben hazırım bana besin gönder’ diyecektir. Yumurta yiyin, az pişmiş olacak. Bir gün omlet, bir gün rafadan, bir gün kayısı gibi yiyeceksiniz. Kalori hesabı yapılmayacak. Kalori hesabı tehlikelidir. Tereyağında kırılmış yumurta, doğal peynir. Turp yiyebilirsiniz.

“YEMEKTEN SONRA İÇİLEN SEBEP KRONİK KANSIZLIK SEBEBİDİR”

Yumurta, yoğurt, süt, fındık, fıstık çok önemli. İlle marketten bir şey almak mecburiyetinde değiliz. Çay yeni çıkmış bir alışkanlıktır. Geçmişte böyle bir şey yoktu. Seneler önce kahve içilirdi. Ben çaya karşı değilim. Ama yemek yedikten sonra hemen içilmemelidir. 4 saat sonra içilmelidir. Hemen içilmeli kronik kansızlık sebebidir. Demir eksikliğine yol açar.

“PATLICAN HABERİ YAPMAYIN! PATLICAN YERİNE YUMURTA YİYİN”

Mevsiminde ne varsa onu yiyin diyorum. Oturup da ocak ayında patlıcan yemeyin diyorum. Doğal olduktan sonra aşırıya kaçmamak kaydıyla meyve yenebilir. Elma, portakalın kurtlusu, organik, doğal olanını yiyebilirsiniz. Diğerlerinde tarım zehri var. Medya kışın patlıcan haberi yapmasın. Peki ne yiyeceğiz derseniz. Yumurta yiyin. Yaz ayında güneşin en dik, gölgenin en kısa olduğu zamanında 20 dakika durursanız faydası çok fazla.

“HAYVANSAL YAĞLAR TÜKETMEDEN İNSAN BEYNİ ÇALIŞMAZ”

Suç duyurusunda bulunurken bana hakaret ediliyor. Suç duyurusu savcılığa yapılır. Tabipler Birliği savcı olarak çalışıyor. Tabipler Birliği demesi gerekir ki, “Bu bizi ilgilendirmez savcılığa başvurun” demesi lazım. Veganlık, vejetaryenlik aynı değil. Veganlar tamamen insan doğasına aykırı oluyor. Yalnız baklagillerle, kuruyumeşle besleniyorlar. Doğal sağlıklı hayvansal yağların ve hayvansal proteine ihtiyacı var insanın. Hayvansal yağ olmadan beyin çalışmaz.

Haberin Devamı

Gündem

Halı sahaları bekleyenlere kötü haber

Haber Giriş:

on

İçişleri Bakanlığı, halı sahaların 4 Ağustos tarihi itibarıyla açılacağına dair haberleri yayınladı, rehber hazırlama çalışmalarının devam ettiğini duyurdu.

İçişleri Bakanlığı, bazı basın yayın organlarında halı sahaların açılmasıyla ilgili asılsız haberler yer aldığını, Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından buna yönelik rehber hazırlama çalışmalarının devam ettiğini bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, kamuoyunda yaygın bir şekilde halı saha olarak adlandırılan tesislerin 4 Ağustos 2020 tarihi itibarıyla açılacağına dair bazı basın yayın organlarında çıkan haberler üzerine açıklama yapılması zaruretinin doğduğu belirtildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından halı sahaların açılmasına yönelik rehber hazırlama çalışmaları devam etmekte olup, halı sahaların faaliyetlerinde uymaları gereken rehber çalışmasının tamamlanmasını müteakip Bakanlığımızca halı sahaların faaliyetlerine dair İl Hıfzısssıhha Kurullarınca karar alınabilmesine yönelik valiliklere gerekli bilgilendirme yapılacaktır. Asılsız haberlerin kaynağı olduğu anlaşılan Halı Saha Futbol Federasyonu, dernek statüsünde bir sivil toplum örgütü olup yetkili resmi bir spor federasyonu değildir. Adı geçen dernek yöneticileri hakkında Türk Ceza Kanu’nun 262. maddesi (Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi) kapsamında Bakanlığımızca suç duyurusunda bulunulmuştur.”

Devam Et

Eğitim

COVID-19, 1 milyar öğrenciyi etkiledi

Haber Giriş:

on

Birleşmiş Milletler (BM), yeni tip coronavirüs (Covid-19) salgınında en az 1 milyar öğrencinin eğitimden uzak kaldığını açıkladı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, yayımladığı görüntülü mesajda, salgın nedeniyle dünya genelinde 40 milyondan fazla çocuğun okul öncesi eğitimden mahrum kaldığını belirtti.

Guterres, küresel salgın öncesi de eğitimde kriz yaşandığını, okul çağındaki 250 milyondan fazla çocuğun okula gidemediğini ifade etti.

BM Genel Sekreteri Temmuz ayı ortası itibarıyla tüm yaşlardan en az 1 milyar öğrencinin, Covid-19 nedeniyle okullarının kapatılmasıyla eğitimden uzak olduğuna dikkati çekti.

Guterres, dünyanın insan potansiyelini heder eden, 10 yıllardır kaydedilen gelişmelere zarar veren, yerleşik eşitsizlikleri artıran ve nesilleri etkileyen bir faciayla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Guterres, “Dünya çocukları ve gençleri için bir dönüm noktasındayız. Hükümetlerin müttefikleriyle şu anda aldığı kararların yüz milyonlarca genç ve ülkelerin gelecek 10 yıllardaki gelişmesi üzerinde kalıcı etkileri olacak.” ifadesini kullandı.

Virüsün yerel yayılımının kontrol altına alınmasıyla okulların yeniden açılması çağrısında bulunan BM Genel Sekreteri Guterres, hükümetlerden maliye politikalarında eğitimi ilk sıralara almasını istedi.

Devam Et

Gündem

Bilim Kurulu Üyesi: “Virüs resmen sahillere akın etti”

Haber Giriş:

on

Ankara Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Görevlisi ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, “Sahillerdeki görüntüyü izledik. Koronavirüs resmen sahillere akın etti. Biz kalabalıklardan uzak durmayı, kişiler arasında sosyal mesafenin korunmasını, uygun biçimde maske kullanılmasını tavsiye ederken ve herkes bunu ezberlemişken gördüğümüz tablo bizi son derece üzdü” dedi.

Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, yaptığı açıklamada Kurban Bayramı’nda kurallara uyulmadığının görüldüğünü, bu görüntülerin gece gündüz demeden virüse karşı mücadele eden sağlıkçıları çok fazla üzdüğünü söyledi. Bayram namazlarında, kurban kesimlerinde ve plajlarda sosyal mesafe, hijyen ve maske kurallarının hiçe sayıldığını belirten Kayıpmaz, bayramdan önceki süreçte vatandaşı uyardıklarını hatırlattı. Kayıpmaz, Kurban Bayramı’nın virüsün yayılımı noktasında kritik bir eşik olduğunu ve ağustos ayında yeni vaka sayılarının daha da düşürülmesi konusunu sık sık gündeme getirdiklerini belirterek, “Sahillerdeki görüntüyü izledik. Resmen koronavirüs sahillere akın etti. Biz kalabalıklardan uzak durmayı, kişiler arasında sosyal mesafenin korunmasını ve uygun biçimde maske kullanılmasını özellikle tavsiye ederken ve herkes bunu ezberlemişken gördüğümüz tablo bizi son derece üzdü. Plajlara girerken kuyruklar oluştuğunu gördük. Sosyal mesafenin hiçe sayıldığını gördük. Kişilerin bu alanlarda maske takmadığını gördük. Sahillerde çok ciddi bir yoğunluk oluştu. Sahillerde sosyal mesafenin sıfır olduğunu gördük. Plajda sıra bekleyen kişiler ‘bize bir şey olmaz, koronavirüs bize bir şey yapmaz’ gibi bir yaklaşımı kameralara karşı dile getirdi. Bu da bizi çok üzdü” dedi.

‘EMEKLERİMİZ BOŞA GİTMESİN İSTİYORUZ’

Doç. Dr. Kayıpmaz, Kurban Bayramı tatilindeki görüntülerin tedirginlik oluşturduğunu söyleyerek, şöyle konuştu:

“Virüse karşı sağlık çalışanları olarak ilk vakaların görüldüğü mart ayından beri ciddi anlamda mücadele ediyoruz. Salgınla mücadele hazırlıklarına ise hastanelerde ocak ayı sonunda başlamıştık. Acil servislerde koronavirüs mücadelesi tüm hızıyla devam ediyor. İnsanları sağlığına kavuşturmak için 7 gün 24 saat çalışan sağlık personellerini, bu görüntüler ciddi anlamda üzdü. Aylardır çocuğundan ayrı, kurumların misafirhanelerinde veya kendi tuttukları ayrı evlerde konaklayanlar var. Durum böyle olunca, tedbirsizlik görüntüleri acil sağlık personelleri başta olmak üzere son derece fedakarca çalışan tüm sağlık çalışanlarını son derece üzüyor. Sağlık personellerimizde de ister istemez virüsle mücadele kapsamında ayların getirdiği bir yorgunluk başladı. Önümüz sonbahar ve kış. Sonbahar ve kış aylarında vaka sayılarının artacağı dünya genelinde öngörülüyor. Hal böyleyken bizim bireysel olarak bu önlemlere daha fazla dikkat etmemiz gerekiyordu. Bayram tatilinde bu önlemlerin hiçe sayıldığını gördük. Biz bayramda, bayram öncesinde de hep kontrollü sosyal hayattan bahsettik. Ne yazık ki bayram sürecinde kontrolsüz sosyal hayatı gördük. Bunun da 1 hafta, 10 gün içinde vaka sayılarına yansıyacağını öngörüyoruz. Sağlık personellerimiz çok fedakar çalışıyorlar. Onlar tatil yapamıyorlar. Belki yakın yerlere gezi olursa yapıyorlar. Onun dışında onlar da yoruldu. Artık bir mola vermek, dinlemek istiyor. Onlar fedakarca hastanelerde çalışırken bir yandan da tedbirsiz rehavet görüntüleri bizleri son derece üzüyor. Çabalarımız, emeklerimiz boşa gitmesin istiyoruz. Bunun da yolu her birimizin birey olarak önlemlere uyması.”

‘HİÇBİR ÜLKENİN SAĞLIK KAPASİTESİ SINIRSIZ DEĞİL’

Kayıpmaz, hastalığa karşı etkinliği yüzde 100 kanıtlanmış ilaç olmadığına dikkat çekerek, şunları kaydetti:

“Aşı çalışmalarını her birimiz merakla bekliyoruz. Bundan daha kolay yapabileceğimiz önlemler var. Örneğin, maske. Maskenin maliyeti 50 kuruş. 50 kuruşluk bir maskeyi dışarıda her yerde kullanarak hem kendimi koruyorum hem de bende olabilecek bir mikroba karşı etrafımdaki insanları koruyorum. Sosyal mesafeye de dikkat ederek hastalığın bulaşma riskini en aza indiriyorum. Ama siz bir hastayı yoğun bakımda tedavi etmeye çalıştığınız zaman maliyetler de çok yükseliyor. Günlük binlerce lirayı bulan tedavi maliyetleri var. Bu maliyet de hepimizin ortak bütçesinden çıkıyor. Biz hastalıktan korunur ve alacağımız tedbirlerle hastalığa yakalanmazsak hastane ve sağlık kapasiteleri zorlanmaz. Türkiye dahil olmak üzere hiçbir ülkenin sağlık kapasitesi sınırsız değil. Sağlık kapasitesinin zorlanmaması adına kendimizi hastalıktan korumamız lazım. ‘Sıcaklar bunaltıyor maske takamıyorum’ düşüncesinin olmaması lazım.”

Devam Et

Trend