#

Giriş:

Son Güncelleme:

Çevre

Düden Gölü’nün can damarları göründü

‘Anadolu Kadim Doğa’ adlı belgeselini, Ali Şenel ve Fırat İşbecer’den oluşan ekiple çeken yönetmen Burak Doğansoysal, “Konya-Kulu’daki Düden Gölü’nde, 10-12 bin flamingo ve en az 15 tür farklı kıyı kuşu vardı. Oranın avantajı, göl ne kadar kurursa kurusun düden su taşımaya devam ediyor. Gölü besleyen tatlı su kaynağını görüntüledik. O damarlar, gölün su seviyesi azaldıkça görülebiliyor. Normalde gölde su seviyesi yüksekken görülemez. Dolayısıyla manzara olarak büyüleyici ama su seviyesinin azaldığını gösteren, iyi bir durum değil” dedi.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün izni ve desteğiyle yaban hayatının önemli uzman isimleri Ali Şenel, Burak Doğansoysal, Fırat İşbecer’den oluşan ekip öncülüğünde; Türkiye’nin en kapsamlı habitat belgeseli için çekimlere nisan ayında başlandı. ‘Sulak alanlar’, ‘ormanlar’, ‘denizler ve kıyılar’, ‘bozkırlar’, akarsular ve dereler’, ‘dağlar, vadiler ve kanyonlar’ olarak habitatların anlatılacağı ‘Anadolu Kadim Doğa’ adlı belgesel 6 bölümden oluşacak. Her habitatın en az iki kere ve dört mevsimde olmak kaydıyla çekimleri yaklaşık 2,5 yıl sürecek.

SULAK ALANLARIN TAMAMI GÖRÜNTÜLENİYOR

Yönetmen Burak Doğansoysal, ülkemizin sulak alanlarının neredeyse tamamını havadan, karadan hatta bazen suyun içinden görüntülediklerini belirterek, “Umarım izlerken bizim çekerken aldığımız kadar keyif alırsınız. Biraz bekleteceğiz ama değecek, belgeselimiz 2,5 sene sonra hazır. 64 ülke gezdim, 30’unda çalıştım. Aslanla, jaguarla, kaplanla, gorille göz göze geldim. Hiçbirinde şu anda ülkemde çektiğim yeni belgesel kadar heyecanlanmadım. İnanılmaz bir tempoda çalışıyoruz, umarım bu muhteşem doğanın hakkını verecek bir iş çıkartırız” dedi.

ANADOLU KADİM DOĞA BELGESELİ

‘Anadolu Kadim Doğa’ adlı belgeselle Türkiye’nin habitatlarının anlatılacağını belirten Doğansoysal; sulak alanlar dışında ormanlar, denizler ve kıyılar, bozkırlar, akarsular ve dereler, dağlar, vadiler ve kanyonlar şeklinde 6 bölümden oluşacağını açıkladı. Bu boyutta bütün habitatları kapsayan bir çalışmanın da muhtemelen ilk olacağını kaydeden Doğansoysal, “Dört farklı sezonda her habitatı çalışıyoruz” diye konuştu.

DÖRT MEVSİM ÇEKİM

Çekimlerin nisanda başladığını kaydeden Doğansoysal, “En az iki kere dört mevsimi görmemiz lazım ki habitatları, tüm döngüyü hakkıyla belgeleyebilelim çünkü yaz, bahar, sonbahar ve kışın hem bitki örtüsü hem hayvanlar değişiyor. Her mevsim genelde kuşlardan oluşan göç eden türler ile hiç gitmeyen türler var. Memeli hayvanları yazın görüntülemek nispeten daha zorken, sonbahar ve kış ise nispeten daha kolay oluyor” dedi.

BÜTÜN TÜRLER GÖRÜNTÜLENİYOR

Ekibe, görüntü yönetmeni Ali Şenel ve yapımcı Fırat İşbecer’in dışında doğa belgeseline meraklı gençlerin de belirli dönemlerde katılım sağladığını anlatan Burak Doğansoysal, gençlerin büyük ilgi gösterdiğini ve çok ciddi başvuru aldıklarını söyledi. Doğansoysal, “Esas vermek istediğimiz mesaj, Anadolu’nun içinde yaşadığımız coğrafyanın A’dan Z’ye bütün türlerinin, özellikle nesli tehlike altındaki ve sembol türlerini, gelecek nesillere bırakabilmek için görsel envanterini çıkarmak istiyoruz” diye konuştu.

İNSANLARDAKİ YANLIŞ ALGI

Habitatlar üzerinden birtakım doğal hikayeler ve doğal döngünün de anlatıldığını dile getiren Doğansoysal, “Habitatlar korunursa otomatik olarak içindeki canlıları da korumuş olacağımız mesajını iletmek istiyoruz. Yanlış bir algı var ve insanlar yaşadıkları yerde gördükleri canlıların her yerde çok olduğunu düşünüyor. Halbuki öyle değil. Örneğin; en son Tuz Gölü’nde binlerce flamingo ölümü oldu. Flamingolar yaşadığı Tuz Gölü havzasında çok bol görülüyor diye her yerde bol değil. Orası iki önemli üreme alanından biri. Bu algıyı kırmaya çalıyoruz, bilinç oluşturmak istiyoruz. Gittiğimiz köylerde, ‘Bu kuştan çok var’ diyorlar ama sadece orada ve başka yerde yok” dedi.

İÇ ANADOLU’DA DURUM KÖTÜ

Şu ana kadarki çekimlerde sulak alanların durumuna ilişkin hem iyi hem de kötü manzaralarla karşılaştıklarını anlatan Doğansoysal, şunları söyledi:

“Özellikle Van’daki sulak alanları geçmiş yıllara göre çok daha iyi bulduk. Hem su miktarı hem de içindeki tür miktarı olarak inanılmaz ileriye doğru gitmiş ama İç Anadolu’da yağmur az olduğu ve su çekilmeye devam ettiği için inanılmaz kötü etkilenmiş. Normalde de bu faaliyetler oluyor ama yağışla desteklendiği için etkisini daha az hissediyoruz. Bir çobanla konuşuyorum orada, ’25 senedir sürümü ilk defa buraya sokabiliyorum, burası bataklık, sulak bölgeydi’ dediği Konya civarında bir sulak alan kurumuş.”

KÜRESEL ISINMA ÜREME DÖNEMLERİNİ ETKİLİYOR

Marmara’da Uluabat ve Manyas’ın iyi durumda olduğunu aktaran Doğansoysal, “Son yıllarda gördüğümüz en büyük pelikan sürülerini gördük. Nallıhan’da çekim yaptık, İç Anadolu’da. Orada geçmiş yıllardan daha fazla su var. Su seviyesi sağlıklı olduğu için inanılmaz karabatak sürüsüyle karşılaştık. Van Gölü’nde inci kefali göçü biraz erken başlamış. Sevindirici durum ise göçün gerçekleştiği 2-3 nehir ağzı var ve tamamında jandarma sürekli devriye atıyor, kaçak avcılığı neredeyse sıfıra indirmişler. Bu sene nereye gittiysek üreme zamanının normal mevsimsel döngünün önünde, en az 10-15 gün erken gerçekleştiğini gördük. Bunun sebebi de büyük ihtimalle küresel ısınma ve sıcaklık atışı” diye konuştu.

MANZARANIN GÜZELLİĞİNE ALDANMAYIN

Bu yıl çok farklı tespitte bulunduklarına da dikkat çeken Doğansoysal, “Konya-Kulu’daki Düden Gölü’nde, 10-12 bin flamingo ve en az 15 tür farklı kıyı kuşu vardı. Oranın avantajı, göl ne kadar kurursa kurusun düden su taşımaya devam ediyor. 15 gün önce tekrar gittik, göl küçülmüş ama hala yakın sayıda flamingo vardı ama orası üreme alanı değil Tuz Gölü’ne gitmek zorundalar. Gölü besleyen tatlı su kaynağını görüntüledik. O damarlar, gölün su seviyesi azaldıkça görülebiliyor. Normalde gölde su seviyesi yüksekken görülemez. Dolayısıyla manzara olarak büyüleyici ama su seviyesinin azaldığını gösteren, iyi bir durum değil” dedi.

 

Bursa

Bursa’da mahalleli tedirgin! Yüzlerce balık öldü

Haber Giriş:

on

Bursa’da Bedre Deresi’ndeki balık ölümleri mahalle sakinlerini tedirgin etti. Vatandaşlar, yetkililerden balık ölümlerin araştırılmasını istiyor.

Bursa’nın İnegöl ilçesinde Bedre Deresi kenarında ikamet eden Mesudiye Mahallesi sakinleri, derenin kirliliği ve balık ölümlerinin görülmesiyle tedirginliğe düştü.

Dereyi inceleyen mahalle sakinleri, yüzlerce balığın kıyıya vurduğunu görünce, kirliliğe sebep olanlara tepki gösterdi.

Mahalle sakinlerinden Salih Ergün, “Akşam üzeri dereden akan suyun renginin değişmesiyle beraber, balıkların kıyıya vurarak öldüklerini gördük. Suyun rengi değişikti. Bu ölümlerin araştırılmasını istiyoruz” dedi.

Burhan Altaş ise, “Akşam üzeri dereye baktığımızda balıkların çırpındığını gördük. Çırpınan balıkları toplayıp, suyun derin yerine attık, ama yine balıklar karaya vurdu. Balıklar ölmeye devam ediyor. Biz buradan aldığımız suyla bahçemize ektiğimiz sebzeleri suluyoruz. Biz de artık tereddütteyiz, sebzeler yenir mi diye. Bunun araştırılmasını istiyoruz” dedi.

Ahmet Ergün de, “Bu su sanayiden geliyor. Kim bırakıyor zehirli maddeleri bilmiyoruz. Gereğinin yapılmasını istiyoruz” dedi.

Devam Et

Çevre

Meteoroloji paylaştı! Son 3 aylık veriler korkutucu

Haber Giriş:

on

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, sıcaklık ve yağış raporlarının ardından meteorolojik kuraklık ölçümlerinin yapıldığı haritaları da yayımladı. Son üç aylık haritalarda, ülkenin doğusu, güney Ege ve Aksaray, ‘olağanüstü kurak’ gösterildi. En son geçen mayısta yayımlanan haritalara göre, ülke genelindeki ‘olağanüstü kurak’ bölgelerin ciddi düzeyde arttığı gözlendi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, haziran ayı sıcaklık ve yağış değerlendirmesi raporlarının ardından, bu kez haziran ayı ve son bir yıllık döneme ait kuraklık durumunu gösteren haritaları yayımladı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Standart Yağış İndeksi (SPI – Standardized Precipitation Index) ve Normalin Yüzdesi Metoduna (PNI – Percent of Normal Index) şeklinde iki farklı metotla meteorolojik kuraklık haritalarını hazırlıyor.

SICAKLIK ARTIYOR, YAĞIŞ AZALIYOR

Meteoroloji’nin temmuz ayının ilk haftasında yayımlanan sıcaklık ve yağış değerlendirmesine ilişkin raporlarda ise Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki yağışların yüzde 98’e varan düşüşler gösterdiği ortaya konuldu. Sıcaklıkların giderek arttığı, yağışların da azaldığı bu süreçte meteorolojik kuraklık boyutları da hızla yükseliyor.

ÜLKENİN NEREDEYSE YARISI OLAĞANÜSTÜ KURAK

İki farklı metoda göre ölçümler yapılarak hazırlanan 2021 Haziran Ayı Meteorolojik Kuraklık Durumu haritalarında SPI metodu sonuçlarına göre Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olmak üzere ülkenin doğusu, güney Ege ve Aksaray ‘olağanüstü kurak’ gösterildi. En son geçen Mayıs’ta yayımlanan haritalara göre, ülke genelindeki ‘olağanüstü kurak’ bölgelerin ciddi düzeyde arttığı gözlendi.

Iğdır ve güneyi, Trabzon çevresi, İç Anadolu’nun doğu kısımları, İzmir’in güneyinden itibaren Muğla, Antalya, Karaman, Konya, Adana, Hatay civarları ise ‘çok şiddetli kurak’, ‘şiddetli kurak’ ve ‘orta kurak’, bu bölgelere yakın bazı bölgeler de ‘hafif’ kurak’ olarak haritada yer alıyor.

Isparta, Burdur, Manisa, Kütahya, Uşak, Afyonkarahisar, Karadeniz’in batı iç kesimleri normal, Samsun’dan Marmara Bölgesi’ne doğru olan bölge illeri ise hafif, orta, çok ve aşırı nemli gösterildi.

SON ÜÇ AYLIK VERİLER KORKUTUCU

PNI metoduna göre hazırlanan haritada da meteorolojik kuraklığın boyutları göz önüne seriliyor. Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, Akdeniz’in büyük bölümü, Kuzey Ege ve Denizli’nin bir bölümü Haziran ayında ‘şiddetli kurak’ olarak yer alıyor. Son üç aylık haritada ise ‘şiddetli kurak’ bölgeler, Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, Akdeniz, Kuzey Ege ve İç Anadolu’nun güney kesimleri ‘şiddetli kurak’ tehlikesi yaşıyor.

‘SON YÜZYILDA GÖRÜLMEDİ’

Haritalara göre olağanüstü şiddetli kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olunduğunu belirten Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Doktor Erol Kesici, “Birçok bilim insanı değerlendirmesinde, son yüzyıl içerisinde, özellikle geçen yıldan itibaren hava sıcaklıklarının giderek artması, yağışların çok kararsızlığının, bugüne kadar görülmediği belirtiyor. Bu artık acil durum ve mutlak suretle önlemler alınması gerekiyor” dedi.

DOĞAL GÖLLER YÜKSELEMİYOR

Ocak ayındaki değerlendirmelerde, bugünkü tehlikeye işaret ettiğini hatırlatan Doktor Kesici, “Önümüzdeki bahar ve yaz aylarında ülkemizin çok şiddetli kuraklıkla karşı karşıya kalabileceğini söylemiştik. Bugünkü sonuçlara baktığımızda, ülkemizin ciddi bölümünde meteorolojik açıdan olağanüstü kuraklık yaşandığını görüyoruz. Bu sonucun en önemli göstergelerinden biri de doğal göller, su kaynaklarının seviyelerinin bir türlü yükselmemesi” diye konuştu.

SU KAYNAKLARINDAKİ KİRLİLİK ÇOK ÖNEMLİ ETKEN

Kararsız yağışlarla göller ve yer altında suyun depo edilememesi nedenleriyle su birikmediğini ve ülkeyi hidrolojik kuraklığa sürüklediğini kaydeden Kesici, hidrolojik kuraklığın da meteorolojik kuraklığı artırdığını söyledi. Su ve nem olmazsa yağışın da olmayacağını kaydeden Kesici, “Bilhassa tatlı su kaynaklarımızın aşırı kirlenmesi de çok önemli bir etken” dedi.

‘ACİLEN VAHŞİ TARIMSAL SULAMADAN VAZGEÇİLMELİ’

Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını vurgulayan Kesici, şu uyarılarda bulundu:

“Su kıtlığı yaşamaktayız. Su havzaları yanlış kullanılmaktadır ve bu konuda maalesef gerekli önlemler hala alınmamıştır. Doğal dengesi bozulan su kaynakları sosyal, ekonomik birçok soruna neden olacaktır. Ülkemizde uygun olmayan yerlere bilim dışı çok sayıda gölet yapılması da bir nedendir. Bugün ülkemizde kullanılan suyun yüzde 75’in üstündeki kısmı tarımda ve vahşi teknikler kullanılmaktadır ve bunun sadece yüzde 1-2’si damla sulama yöntemlerinden oluşuyor. Acilen tüm tarım alanlarında damla sulama sistemlerinin hayata geçirilmesi ve vahşi tarımsal sulamadan vazgeçilmesi gerekiyor.”

‘SU KESİNTİLERİNİ DAHA SIK YAŞAYACAĞIZ’

İnsanların son aylarda, bilhassa üreticiler tarafından uygun olmayan koşullarda giderek sondajla kuyu açımının hızlandığına dikkat çeken Kesici, “Ve bu durum panik yaratmaktadır. Kuraklık haberlerindeki yoğunluk ve insanlar artık susuzluk krizine girdikleri için çözümü burada aramaya başladılar ve bu çok tehlikeli bir durum. Yer altı sularımız da giderek azaldığı için plansız ve yasal olmayan kuyu açımlarına izin verilmemeli. Şu andan itibaren birçok yerde içme suyu bile kısıtlamalı verilmeye başlandı. Tarımda da uygulanmaya başlandı. Önümüzdeki süreçte su kesintisi olaylarını çok daha sık yaşacağız” dedi.

TARIM ÜRÜNLERİ İÇİN TÜKETİLEN SU MİKTARI

Hem tüketim hem de su kullanımında her alanda ciddi tasarruf önlemleri alınması ve insanların israftan kaçınması uyarısında bulunan Kesici, bazı tarım ürünlerinin üretimi için kullanılan su miktarlarını ise şöyle sıraladı:

“1 kilogram domates için 184 litre su, 1 kilogram havuç için 133 litre su, 1 portakal (100 gram) için 50 litre su, 1 elma (100 gram) için 70 litre su, 1 kilogram kırmızı et için 15 bin 455 litre su (813 damacana), 1 hamburger (150 gram biftek) için 2 bin 325 litre su, 1 kilogram kahve için 21 bin litre su, 1 fincan kahve (7 gram) için 140 litre su.”

Devam Et

Çevre

Sümela’da restorasyon atıkları dereye dökülmüş

Haber Giriş:

on

Trabzon’un Maçka ilçesinde 5 yıl süren restorasyonunun ardından saklı kalmış mekanları ile birlikte ziyarete açılan Sümela Manastırı’nda inşaat atıklarının dere kenarına döküldüğü ortaya çıktı. Manastıra yaklaşık 400 metre mesafede Altındere Vadisi Milli Parkı içerisine dökülen inşaat, plastik ve kiremit atıklarının bir bölümünün suya karışarak kirlilik oluşturduğu öne sürüldü. Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü inceleme başlatırken, dere kenarındaki hafriyat atıkları kaldırıldı. Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Doç. Dr. Coşkun Erüz, “Böyle bir şeyin olması inanılır gibi değil” dedi.

Sümela Manastırı’nda, Şubat 2016’da restorasyon, çevre düzenlemesi, kayalıkların jeolojik ve jeoteknik bakımdan araştırılması ve güçlendirilmesi çalışması başlatıldı. Kaya düşme riskine karşı kapatılan manastırda endüstriyel dağcılar, taş düşmelerine karşı yamaçları çelik ağlarla örüp, güçlendirdi. Restorasyon ekibi de iç alanlarda çalışma yaptı. Çelik ağların yamaca serildiği ‘bohçalama’ sistemiyle korunan manastır, tamamlanan restorasyon çalışmalarının ardından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımı ile ziyarete açıldı. Manastırdaki restorasyon sırasında saklı mekanlar da gün yüzüne çıkarıldı. Ana Kaya Kilisesi’nin sağında yer alan 10 şapel, çan kulesi, misafirhane, keşiş ve öğrenci odaları, mahzen ve benzeri yapılar manastır tarihinde ilk kez ziyarete açıldı.

ATIKLAR DEREYE ATILMIŞ

Manastır’da süren restorasyon sırasında inşaat atıklarının dereye döküldüğü ortaya çıktı. Manastıra yaklaşık 400 metre mesafede Altındere Vadisi Milli Parkı içerisine dökülen inşaat, plastik ve kiremit atıkları nedeniyle kirlilik oluştu. Dere kıyısına dökülen atıkların bir bölümünün suya karıştığı iddia edildi. Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü inceleme başlatırken, sosyal medyada manastır yakınına dökülen atıklar tepki çekti. Tepkiler üzerine dere kıyısındaki hafriyat atıkları kaldırıldı.

DOÇ. DR. ERÜZ: İNANILIR GİBİ DEĞİL

Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Doç. Dr. Coşkun Erüz, manastır yakınında yaklaşık 100 metre kadar bir alan içerisinde ciddi miktarda inşaat molozu ve hafriyat malzemesi döküldüğünü belirterek, “Kızılağaçların neredeyse 5 metre yarı beline kadar dolu bir hafriyattan bahsediyoruz. Hafriyatın içerisinde ve üzerinde ciddi miktarda inşaat molozu, her türlü plastik, kiremit, sac gibi atıkla dolu olduğunu bizatihi gözlerimle gördüm ve hayret ettim. Bu olmaması gereken bir durum, çünkü burası bir Milli Park, doğal sit alanı ve mutlak korunması gereken, hiçbir şekilde inşaat molozu ya da hafriyat dökme yapılabilecek bir yer değil. Burası hafriyat döküm alanı olamaz. Çöp döküm alanı asla olamaz ama dökülmüş. O yamaçlarda pislik oluştu. Böyle bir şeyin olması inanılır gibi değil” diye konuştu.

‘ADLİ VE İDARİ SORUŞTURMA UYGULANMALI’

Doç. Dr. Erüz, sorumluların bulunarak haklarında işlem yapılması gerektiğini belirterek “Bilinerek yapılıyorsa hukuki olarak suç işlenmiş. Bilgi dışında yapılan bir eylemse o zaman ilgili kurumlar bunun hakkında acil olarak gerekli soruşturmayı yapıp, izinsiz bu işlemi yapanlar ve yaptıranlar hakkında gerekli adli ve idari soruşturma ve cezai işlemi mutlaka uygulaması gerekiyor. Aksi durumda yakında elimizde ne doğal bir alan, ne koruma alanı, ne Milli Park, ne kültürel bir SİT’ten bahsedemeyiz. Çünkü bunları koruyoruz derken, bulunduğu peyzajı, coğrafyayı ve vadiyi kirleterek herhangi bir eseri koruyamayız ve o alanı da gerçek anlamda turizme kazandıramayız” dedi.

Devam Et

Trend