#

Giriş:

Son Güncelleme:

Gündem

Flaş Ayasofya kararı! Kabul edildi…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde AK Parti ve MHP grupları, Ayasofya’nın planlarının ‘Ayasofya Camii ve Külliyesi’ olarak değiştirilmesini teklif etti. Teklif oy birliği ile kabul edildi.

Koronavirüs salgını nedeniyle 3 ay ertelenen İBB Meclisi bugün toplandı. Yenikapı’da bulunan Avrasya Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen İBB meclisinin ilk oturumunda AK Parti ve MHP grupları Ayasofya’nın planlarının ‘Ayasofya Camii ve Külliyesi’ olarak değiştirilmesini teklif etti. Teklif oy birliği ile kabul edildi.

“EN ÖN SAFTA BU KUTLU MÜCADELENİN MİMARLARI OLMALIDIR”

Mecliste konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkanvekili ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, “10 Temmuz günü Ayasofya ses verdi. Uykudan kalktı ve ses verdi Ayasofya. İşte 10 Temmuz’da yüce Türk adaletinin kararı ve Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlılığı ile prangalar kırılmış. Hasret rüzgârları yerini vuslat heyecanına bırakmıştır.10 Temmuz bir milletin kabul edilmiş duası olmuştur. 10 Temmuz göstermiştir ki davası hak olanın daima ümidi vardır. Sevdası büyük olanın daima sabrı vardı. Ve sırtında dağ gibi yasladığı duası vardır. Bu uzun hasretin bitmesinde emeği geçen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere herkese teşekkürlerimi arz ediyoruz. Ayasofya Camii milletimize ve şehrimize hayırlı olsun. Unutulmamalıdır 10 Temmuz dini bir gereklilik ve ihtiyaç tartışması olmaktan öte öncelikle bir adalet meselesidir. Bir hakkın iadesi ve tescili meselesidir. Bu şehri bize miras bırakan ecdadın mirasına ve emanetine sahip çıkma meselesidir. Kendi açımızdan öz saygı konusudur. Elbette ki bu hakkımızı asla tartışmaya açacak değiliz. Ve Şimdi uzun zamanlardan sonra ilk namazı beklemektedir Ayasofya. En ön safta bu kutlu mücadelenin mimarları olmalıdır. Fatih olmalıdır, bir yanında Yavuz durmalı. Diğer yanında Kanuni durmalı. Sonra ömrünü Ayasofya’ya açılsın diye mücadele veren gerçek kahramanlar da olmalı. Necip Fazıl olmalı, yanında Erbakan olmalı. Diğer ucunda Osman Yüksel Serdengeçti, diğer yanında Arif Nihat Asya olmalı ve selam durmalı mümin yürekler olmalı. Özlediğimiz an geldi. Bir yiğit geldi bir imza attı, Ayasofya esaretten kurtuldu. Şükürler olsun” dedi.

“AK PARTİ VE MHP GRUPLARI OLARAK TEKLİF EDİYORUZ”

AK Parti ve MHP grupları verdikleri teklif hakkında konuşan Tevfik Göksu, “Devletimiz kendi gücünü göstermiş ve iradesini ortaya koyarak Ayasofya’nın açılışını gerçekleştirmiştir. Şimdi bu tarihi sürece İstanbul’un belediyesinin ve meclisinin tarihi bir kararla katılması gerekiyor. Nasıl ki Danıştay kararı ile birlikte ve saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Ayasofya bir cami olarak ilan edilmişse şimdi Ak Parti grubu ve MHP grubu olarak meclisimize ilgili planlarda Ayasofya Camii ve Külliyesi olarak değiştirilmesi teklif ediyoruz” diye konuştu.

AK Parti İBB Meclis İmar Komisyon Başkanı Yüksel Akyol teklifin içeriği hakkında, “İstanbul Fatih ilçesi Cankurtaran Mahallesi 57 ada, 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12 ve 13 parselleri ile bir kısım tescil dışı alana ait Türkiye Cumhuriyeti Danıştay 10’uncu dairesinin 2016/16/05 esas 2020-2595 kararı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın 10/07/2020 gün ve 2729 sayılı kararnamesi doğrultusunda 1/5000 ölçekli Fatih Belediyesi, tarihi yarımada, birinci derecede arkeolojik, kentsel tarihi sit alanları koruma amaçlı imar planı ve 1/1000 ölçekli Fatih ilçesi tarihi yarımada, birinci derecede arkeolojik sit alanı koruma amaçlı uygulama imar planı ve söz konusu parsellerin verilen Ayasofya Cami-Müze fonksiyonun değiştirilerek, Ayasofya Camii ve Külliyesi fonksiyonuna dair gerekli değişikliklerin yapılması için önergemizin gündeme alınarak imar komisyonuna havalesini arz ederiz” dedi

Teklif oy birliği ile kabul edildi.

Gündem

Koronavirüs 8 günde bir aileyi yok etti

Haber Giriş:

on

Mersin Tarsus’ta koronavirüse yakalanan anne-baba ile oğulları 8 gün içinde hayatını kaybetti.

Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Mithatpaşa Mahallesi’nde yaşayan Mehmet Aydın (83) 22 Kasım’da rahatsızlanması üzerine hastaneye kaldırıldı.

Yapılan Covid-19 testi pozitif çıkan Aydın, tedaviye alındığı Tarsus Devlet Hastanesi’nde 2 gün sonra hayatını kaybetti.

Mehmet Aydın, gözyaşları arasında toprağa verilirken, eşi Ayşe Aydın (80) ile oğlu Musa Aydın’ın (59) testleri de pozitif çıktı.

Durumları ağırlaşan anne ve oğlu, 28 Kasım’da Tarsus Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Musa Aydın, 30 Kasım’da hastalığa yenik düşerken, annesi Ayşe Aydın da aynı gün hayatını kaybetti.

Anne ve oğlu Eshab-ı Kehf Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Devam Et

Dünya

Türk profesörün geliştirdiği aşıda yeni gelişme

Haber Giriş:

on

Amerikan ilaç şirketi Pfizer ile Türk bilim insanı Prof. Dr. Uğur Şahin’in kurucu ortağı olduğu Alman biyoteknoloji firması BioNTech’in, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı geliştirmekte olduğu potansiyel aşı için dün, Avrupa İlaç Ajansına (EMA) koşullu piyasa onayı verilmesi konusunda başvuru yaptığı bildirildi.

BioNTech’ten yapılan açıklamada, dünkü başvuruyla EMA tarafından 6 Ekim’de Kovid-19’a karşı “BNT162b2” adlı aşı adayına ruhsat verilmesi için başlatılan sürecin tamamlandığı belirtildi.

Aşının daha önce SARS-Cov-2 enfeksiyonu görülmeyen hastalarda yüzde 95 etkili olduğunun belirtildiği açıklamada, aşının etkinliğinin tüm yaş ve cinsiyet gruplarında tutarlı olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “EMA, aşı adayının Kovid-19’a karşı koruma için faydalarının, olası risklerden daha ağır bastığı sonucuna varırsa ajans şartlı piyasa onayının verilmesini önerecektir. Bu, BNT162b2’nin 2020’nin sonundan önce Avrupa’da kullanılmasını sağlayabilir.” ifadelerine yer verildi.

“Aşımızın hızlı küresel dağıtımını sağlamak için çalışacağız”

Açıklamada görüşlerine yer verilen Biontech Üst Yöneticisi (CEO) ve Kurucu Ortağı Prof. Dr. Uğur Şahin, başvuruyu Kovid-19’a karşı aşı çalışmalarında önemli bir adım olarak değerlendirdi.

Şahin, “Onaylanırsa aşımızın hızlı küresel dağıtımını sağlamak için dünya genelinde düzenleyici kurumlarla çalışmaya devam etmek istiyoruz. Normale dönebilmek için virüsle mücadeleye yönelik küresel çabalara katkıda bulunmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Pfizer Üst Yöneticisi Albert Bourla, söz konusu başvuruyla Kovid-19 kriziyle mücadelede çabalarında önemli bir kilometre taşına daha ulaştıklarını vurgulayarak “Bu yolculuğun başlangıcından beri insanların bir aşı beklediğini biliyorduk ve olası bir onay alır almaz, Kovid-19 aşı dozlarını dağıtmaya hazır olacağız.” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu aşının onayı için ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA) başta olmak üzere Avustralya, Kanada ve Japonya’da yetkili kurumlara başvuruda bulunulduğu hatırlatıldı.

Şirketler, 6 Ekim’de yaptıkları açıklamada, EMA’nın “BNT162b2” adlı aşı adayını, “Rolling Review” adı verilen bir süreçle inceleyeceğini açıklamıştı.

Devam Et

Gündem

Erdoğan: Hiçbir denetim olmadığında, dijitalleşmenin gideceği yer faşizmdir

Haber Giriş:

on

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hiçbir denetimin olmadığı, keyfiliklere açık, hukukun dışında bir alan olarak algılandığında dijitalleşmenin bizi götüreceği yer, faşizmdir. Bunun için dijitalleşme, özgürlüğün alanını genişletirken yeni adaletsizliklere, yeni haksızlıklara, yeni ötekileştirmelere yol açmamalıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4’üncüsü düzenlenen TRT World Forum’a video konferans yöntemiyle canlı bağlandı. Bu yılki forumun ‘Salgın Sonrası Dünya’da Uluslararası Düzen ve Değişen Dinamikler’ temasıyla düzenlendiğini hatırlatan Erdoğan, iki gün boyunca çevrimiçi olarak yapılacak oturumlarda dijitalleşmeden teknolojiye, ticaretten Suriye, Yemen ve Karabağ’daki çatışmalara kadar her biri diğerinden önemli konuların ele alınacağını ifade etti. Koronavirüs salgınının hayatın her alanında derin izler bıraktığını belirten Erdoğan, salgınla beraber ikili ilişkilerde, ekonomide, alışveriş yöntemlerinde ve daha birçok alanda köklü değişiklikler yapmak zorunda kalındığını, medya, siyaset ve uluslararası ilişkilerin de bu değişim dalgasından etkilendiğini dile getirdi.

‘DENETİMİN OLMADIĞI DİJİTALLEŞMENİN BİZİ GÖTÜRECEĞİ YER FAŞİZMDİR’

Bir süredir yükselmekte olan yeni medya araçlarının, salgının ortaya çıkardığı tabloda daha da yaygınlık kazandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ticaretin yanı sıra basında da dijitalleşmenin öne çıkmaya başladığını söyledi. Geleneksel medyanın etkisini tamamen yitirmediğine; ancak yeni bir gerçeklikle karşı karşıya gelindiğine işaret eden Erdoğan, “Hayattaki her şey gibi teknoloji de insan hayatını kolaylaştırmak için vardır. İnsanı maddi ve manevi varlığıyla bir bütün olarak gören dijitalleşme, hepimiz için hayırlı neticeleri beraberinde getirecektir. Ancak hiçbir denetimin olmadığı, keyfiliklere açık, hukukun dışında bir alan olarak algılandığında dijitalleşmenin bizi götüreceği yer, faşizmdir. Bunun için dijitalleşme, özgürlüğün alanını genişletirken yeni adaletsizliklere, yeni haksızlıklara, yeni ötekileştirmelere yol açmamalıdır. Son yıllarda sosyal medya platformlarının kullanımının yaygınlaşmasıyla, maalesef bu konuda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. ‘Sınırsız özgürlük’ başlığı altında tamamen denetimsiz bir alan oluşturularak, yeni mağduriyetlerin oluşmasına sebebiyet veriliyor. Kimi zaman mevcut hukuk düzeninin bile yetersiz kaldığı bu durum, ‘siber zorbalık’ başta olmak üzere psikolojik ve sosyal sorunlara kapı aralıyor. Mağdurlar, çoğu kez şikâyetlerini ulaştırabilecekleri ne bir muhatap, ne de haklarını arayabilecekleri hukuki bir mecra bulabiliyor. Kötülük yapanın, suç işleyenin yanına kâr kaldığı bir düzenin adı özgürlük olamaz” dedi.

‘ÖZGÜRLÜK-GÜVENLİK DENGESİNİ GÖZETTİK’

Meselenin bir başka boyutunun ise, sosyal medya platformlarının, artan mağduriyetleri önleyecek bir çabanın içine dahi girmemesi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Devletlerin vatandaşlarını koruma gayesiyle attığı iyi niyetli adımlar ise hemen ‘özgürlüklere müdahale’ parantezine alınarak, akim bırakılmaya çalışılmaktadır. Türkiye olarak bir süredir bu konuda yaşanan haksızlıkları dile getiriyor, kimsenin, hiçbir şirketin hukukun üstünde olmadığını vurguluyoruz. Geçen aylarda yürürlüğe giren kanuni bir düzenlemeyle sosyal medya şirketlerine ülkemizde temsilci bulundurma zorunluluğu getirdik. Bunu yaparken de uluslararası hukukun bize tanıdığı yetki çerçevesinde, özgürlük-güvenlik dengesini gözeterek hareket ettik. Vatandaşlarımızı, bilhassa da yetişkinlere nazaran daha hassas durumda olan çocuklarımızı korumayı amaçlıyoruz. Temennimiz, kendilerini hukukun dışında gören bu kurumların, ülkemizin iyi niyetli çabalarına gönüllü bir şekilde destek vermesidir. Aksi takdirde Türkiye, her şart altında vatandaşının hukukunu korumayı sürdürecektir” diye konuştu.

Erdoğan, günümüz dünyasında yapılan çalışmaların uluslararası kamuoyuna ulaştırılmasının öneminin giderek arttığını, Türkiye’nin bu konuda maalesef uzun yıllardır çok sıkıntı çektiğini bildirdi.

‘FRANSA’DA ORANTISIZ MÜDAHALELERDEN BAHSETMEDİLER’

Türkiye’nin uluslararası alandaki başarılarının ve ülke içinde yaşadığı büyük değişimin, dış dünyada hakkaniyetli bir şekilde yer almadığını vurgulayan Erdoğan, “Hatta çoğu durumda başarılarımız yok sayılarak ya da çarpıtılarak, olduğundan farklı bir şekilde aktarılıyor. Gerçeği keşfetmek için değil, zihinlerdeki oryantalist kalıplara uygun cevaplar bulmak için Türkiye’ye bakılıyor. Özellikle 2013 senesinden itibaren Gezi Olaylarıyla başlayan süreçte, ülkemiz çok ciddi haksızlıklara, çifte standartlara maruz kalmıştır. Sokakları yakıp yıkanlar, 24 saat canlı yayın yapan uluslararası medya kuruluşları tarafından, barışçıl göstericiler olarak lanse edilmiştir. Suriye’de yüzbinlerce sivilin kanını döken bölücü terör örgütü mensupları, batılı sözde prestijli dergilerin kapağını süslemiştir. Ama aynı olaylar daha sonra Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşanınca, bize basın özgürlüğü dersi verenler, üç maymunu oynadılar. Paris’in göbeğinde haftalarca süren sarı yeleklileri görmezden geldiler. Fransız polisinin göstericileri kör eden orantısız müdahalelerinden hiç bahsetmediler. Fransız devlet organlarının medyaya yönelik ablukası karşısında eleştirel tek cümle kurmadılar” değerlendirmesinde bulundu.

‘İNSANLARIN BİR ARADA YAŞAMA İRADESİNİ ZEHİRLİYOR’

Benzer bir çifte standardın İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere yönelik devlet terörünü andıran uygulamalarında da tekerrür ettiğini söyleyen Erdoğan, “Sokak ortasında elleri havada katledilen Filistinli çocuklar, sözüm ona bu bağımsız medya organlarında haber değeri dahi taşımıyor. Daha birkaç gün önce Filistinli bir yaralıyı taşıyan ambulansın durdurularak, yaralının apar-topar gözaltına alınmaya çalışılması, uluslararası basında hiçbir tepkiye neden olmadı. Hemen her gün şahsımı hedef alan iğrenç manşetleri ise burada söyleme gereği dahi duymuyorum” dedi. Bu tarafgirliğe artık aşinalık kazanmış birisi olarak kendisini asıl üzen ve rencide edenin kutsallara yönelik saldırılar olduğunu belirten Erdoğan, “Medya organlarının İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığına bayraktarlık yapması, gerçekten utanç vericidir. Basın özgürlüğü kılıfı altında sergilenen çirkeflikler, farklı din ve kültüre mensup insanların bir arada yaşama iradesini zehirlemektedir. Şayet bu nobran tavra bir ‘dur’ denilmezse, bunun acısını Avrupa’yla beraber tüm insanlık çekecektir” mesajını verdi.

‘ADALETİN SESİ OLUYOR’

Bu konuda ‘özü sözü insan’ felsefesiyle Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı olan TRT’ye, özellikle de TRT World’e önemli sorumluluklar düştüğünü kaydeden Erdoğan, “TRT World’ün, yeni bir dil ile hikâyeyi yeniden anlatmak, mikrofonu konuşturulmayanlara uzatmak, kamerayı görülmeyenlere çevirmek hedefini, son derece kıymetli buluyorum. Uluslararası medyanın tekdüzeleştiği günümüzde, TRT World haksızlıklara karşı haklının, zalimlere karşı mazlumun, adaletsizliklere karşı adaletin sesi oluyor” ifadelerini kullandı.

Devam Et

Trend