#

Giriş:

Son Güncelleme:

Kültür Sanat

Kitap okuyana ‘Simav nüfus defteri 1840’ kitabı hediye

SOLDA – EMEKLİ EĞİTİMCİ AHMET OĞUL

Kütahya’nın Simav Belediye Başkanlığı, sosyal belediyecilik adına hazırladığı projelere bir yenisini daha ekledi. Saat 20.00 ile 20.20 arasından kitap okuyanlara ‘Simav nüfus defteri 1840’ kitabı hediye ediliyor. Kültür İşleri Müdürlüğüne, vatandaşların kitap okurken gönderdikleri fotoğraflar değerlendirilerek, hediye kitaplar dağıtım ekipleri tarafından vatandaşlara evlerinde teslim ediliyor.

Simav Belediye Başkanı Adil Biçer, “Korona virüs (Covit-19) salgın hastalığı sebebiyle evde kalan vatandaşlarımızın kitap okumalarına destek vermeye karar verdik. İlyas Özdemir tarafından, 1840 tarihi itibariyle Simav ve köylerindeki o dönemin insanlarının nüfus defteri penceresinden gösterilerek hazırlanan kitabı ücretsiz hediye ediyoruz” dedi.

Emekli eğitimci Ahmet Oğul, Simav Belediye Başkanlığı tarafından gönderilen kitap için teşekkür etti. Oğul, “ Korona virüs (Kovit-19) salgın hastalığı sebebiyle evde kaldığımız bu günleri kitap okuyup değerlendiriyorum. Hediye olarak aldığım kitap ile, Simav’ın 180 yıllık geçmişini öğrenme fırsatı buldum ” diye konuştu.

Kültür Sanat

Kadınlardan bin 700 yıllık Sardes antik kentine ince dokunuş

Dünya kültürel miraslarından en önemlilerinden biri olan Manisa’nın Salihli ilçesindeki Sardes antik kentinde bulunan antik çağın en büyük sinagogundaki zemin mozaikleri restore edilmeye başlandı. Büyük bir bölümü korunan bin 700 yıllık mozaiklerin zarar gören kısımları köylü kadınların ince işçiliğiyle yeniden şekil bulmaya başladı.

Haber Giriş:

on

Antik çağın en önemli devletlerinden biri olan ve tarihte parayı ilk kullanan uygarlık olarak bilinen Lidya Krallığının başkenti Sardes’te 158 yıldır devam eden kazılar bir yandan büyük bir titizlikle devam ederken ortaya çıkarılan eserler ise restore edilmeye devam ediyor.

Antik çağın en büyük sinagogu

Sardes’teki kazılarda, Lidya, Pers, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı ve diğer kültürlerden çok sayıda yapı ve eser ortaya çıkarılırken antik çağın en büyük sinagogu olarak bilinen Sardes Sinagog’unun üstünün kapatılmasının ardından zemin mozaiklerinde de restorasyon çalışmaları başladı. Bir kısmı kazı çalışmaları sırasında bloklar halinde sökülerek Manisa müzesine taşınan büyük bir kısmı ise yerinde bırakılan mozaiklerin hasar görmüş kısımları da Sart Mahallesinde yaşayan, çocuklukları antik kentle iç içe geçen kadınlar tarafından restore ediliyor. Büyük bir sabır ve titizlikle yürütülen restorasyon çalışmalarında beyaz mozaik parçaları Bintepeler Tümüsleri mevkiinden getirilirken siyah mozaik taşları ise Antakya’dan temin edilerek çalışmalara başlandı.

Kadınlar restorasyonda çalışıyor

Restorasyonda çalışan köylü kadınlardan Sevinç Akça, “Mozaiklerin restorasyonunu yapıyoruz. Boş alanları dolduruyoruz. Çok güzel bir duygu. Başımızdakiler çok iyiler. Çok memnunuz bizim için de iş sahası oldu. 9-10 yıldır burada devam ediyoruz. Sezonluk 3 ay çalışıyoruz. Biz bu sene geriye kaldık. Mozaikler uzadı. Kasım ayı sonuna kadar buradayız. Çok mutluyuz. Zevkle yapıyoruz bu işi. Yaşlandığımızda çocuklarımız ‘Bizim de annelerimiz burada çalışmış’ diyerek yaptıklarımızı görürler. Bunları görmeleri bizim için büyük bir zevk” derken, bir diğer restorasyon işinde çalışan mahalle sakinlerinden Emine Altan, “Biz de tarihi böylece öğrenmiş oluyoruz. Hem yapıyoruz hem öğreniyoruz. Biz de yeniden yeniden öğreniyoruz. Sağ olsunlar çok güzel. Biz de buralıyız. Antik kentte çalışmak güzel. Bize iş sahası açıyorlar çok memnunuz hepsinden” diye konuştu.

Her dönem önemini koruyan şehir

Lidyalılardan bu yana her dönem önemini koruyan ve Bizans döneminde yaşanan büyük depremle yıkıma uğrayan Sardes antik kentinden bahseden Sardes Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Nicholas D. Cahill, “Sardes Lidyalıların şehri. Lidyalılar Anadolu halklarından biri. Özel bir dil kullanıyorlardı. M.Ö. 6. yüzyılda büyük bir imparatorluk kurarak dünyada ilk parayı bastılar. Altın ile gümüş karışımı doğal elektron maden ile ilk parayı bastılar. Pers zamanında yine başkent olmuş. Büyük İskender geldiğinde de yine önemli bir kent olmuş. Sonrasında Roma geçmiş. Bizans zamanında büyük bir depremle tüm şehir yıkılmış ve hayat Akropol’de devam etmiş” dedi.

Antik kentte 112 yıl önce başlayan ve zaman zaman kesintiye uğrayan kazıların 1958 yılından bu yana kesintisiz devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Nicholas D. Cahill, “Kazı 1958’de başladı. O yıldan beri devam ediyor. Amerika ile uluslar arası ekiple çalışıyoruz. Türkler, Amerikalılar, Almanlar, Japonlar, Ukraynalılar, bilim adamları, fotoğrafçılar, alanında uzmanlarla beraber çalışıyoruz. Buraya her yıl geliyor ve bir aile gibi yaşıyoruz. Her gün bir çok turist geliyor. Fotoğraf çekiyor, kitap okuyorlar, dolaşıyorlar. Özellikle Artemis Tapınağı’nın arkasında küçük bir kilise var. 7 kiliseden birisi. Özellikle Koreliler geliyor ve ziyaret ediyorlar” diye konuştu.

“Mozaikler orijinal şekilde çok titizlikle ince işçilikle yapılıyor”

Antik dünyanın en büyük sinagogu olan Sardes Sinagog’unda devam eden çalışmalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Cahill şunları söyledi: “Sinagog M.Ö. 4. yüzyılda genç Roma döneminde yapılmış. Antik dünyadaki en büyük sinagog olmuş. Tabanların tamamı mozaiklenmiş. 1960’larda mozaiklerin hepsi kaldırılmış ve beton pano ile orijinal yerine konulmuş. Şimdi restorasyon yapıyoruz. Geçen sene bir koruma çatısı yaptık. Şimdi mozaiklerin boşluk olan eksik olan yerlerini yeni mozaiklerle dolduruyoruz. Mozaikler beton panoda olduğu için ziyaretçiler orijinal mozaiklerde hiç zarar vermeden dolaşabiliyor. Eksik parçalar 1960’larda beton ile doldurulmuş. Eksik yerlerden betonları kesiyoruz ve kadınlar aslına uygun yeni taşlarla dolduruyor. Bu proje için bu yıl bir konservatör ekibi geldi. Kadınlara eğitimler verdi. Kadınlar da kendi başlarına burada devam ediyor. Eserler orijinal şekilde çok titizlikle ince işçilikle yapıyorlar.”

Devam Et

Bitlis

Bitlis’te Urartu’nun gizemi araştırılıyor

Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde Urartular dönemine ait 2 bin 300 rakımda bulunan Kef Kalesi’nde 50 yıl aradan sonra kazılar yeniden başladı. Urartu Kralı 2. Rusa tarafından yapılan 4 kaleden biri olan Kef Kalesi’ndeki kazılarda elde edilen verilen tarihe ışık tutacak.

Haber Giriş:

on

Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ve katkılarıyla YYÜ Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Coşkun’un başkanlığında başlayan kazılarda; dil bilimcileri, antropologlar, sanat tarihçileri, kimya ve jeofizikçilerden oluşan 20 kişilik bir ekip yer alıyor. Kef Kalesi Kazı Başkanı Doç. Dr. İsmail Coşkun, 50 yıl sonra başlayan kazılarda 2 bin 300 rakımda 60 bin metrekarelik büyük bir alanda kazıya devam ettiklerini belirtti.

Urartu Kralı 2. Rusa tarafından inşa edilen Kef Kalesi’ndeki saray yapısında çalışmalara ağırlık verdiklerini belirten Coşkun, “Kültür ve Turizm Bakanlığının izinleri ve Van YYÜ’nün destekleriyle 2022 yılında da kazılarımız devam ediyor. Geçen sene kısa bir dönem kazı yaptık, ikinci sezon kazımızı yapıyoruz. Yaklaşık 50 sene sonra bölgede tekrar kazıya başladık. Burada yüz odadan daha fazla olduğunu düşündüğümüz bir saray var. Bu saray bölümünde devasa fil ayaklarını tekrardan ayağa kaldırmak öncelikli planlarımız içerisinde yer alıyor. Alanımız büyük bir mekanı kapsıyor ve 2 bin 300 rakımda kazı yapıyoruz. 60 bin metrekarelik büyük bir alanda kazımız devam ediyor. Buraya biraz yol çıkışı bizim için zor olsa da erken bir zamanda gelip burada kazılarımızı başlatıyoruz” dedi.

“Fil ayaklarını ayağa kaldırıyoruz”

Süphan Dağı’na ve Adilcevaz ilçesine hakim bir tepede kazı çalışmalarını yürüttüklerini belirten Doç. Dr. İsmail Coşkun, “Süphan Dağı, Urartular için önemli aynı zamanda bir tanrı olarak da görülüyor. Bu kale milattan önce 685 ve 645 yılları arasında yaşayan 2. Rusa tarafından yapılıyor. 2. Rusa 4 tane büyük kent inşa ediyor. Ayanıs, Bastan, Toprak Kale ve buradaki Kef Kalesi bu kentler içerisinde yer alıyor. Buradaki kentimiz Adilcevaz ilçemize çok hakim bir konumda ve yol güzergahlarını kontrol atlına alabilecek bir yerde bulunuyor. Geçen sene fil ayaklarından sadece bir tanesini ayağa kaldırabildik, çünkü kış mevsimine yaklaştığımız ve doğa şartları engel olduğu için çok fazla fil ayağını ayağa kaldıramamıştık. Bu sene de diğer fil ayaklarını da yavaş yavaş ayağa kaldırıp hem turizme hem de kültür açısından Adilcevaz’ın değerlerini ortaya çıkarma açısından bir çalışma düşünüyoruz” diye konuştu.

“Defineciler çukur kazıp kaleyi tahrip etmiş”

Kef Kalesi’ne definecilerin de dadandığını ve birçok noktada çukur açıp kaleyi tahrip ettiğini vurgulayan Coşkun, “Kazı alanı çok yüksek bir yerde bulunuyor, bu alanda define aramak için çok fazla define çukuru açıp kalemizi tahrip etmeye çalışıyorlar. Burada kolon görevi yapan devasa fil ayaklarının içinde define araması yapılmış. Bu alanda defineciler için çok değerli şeyler olmadığını da söylemek lazım. Çünkü boşuna gelip buraları tahrip etmenin bir anlamı yok. Biz öncelikle bu tahribatın önlenmesi için çeşitli planlamalar ve önlemler almaya çalışıyoruz” dedi.

“Bu bölgede Urartu yazı arşivi olması mümkün”

Van YYÜ Dil Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi ve Kef Kalesi Kazı Başkan Yardımcısı Orhan Varol da, kazı alanında bazı yazıtların bulunduğunu söyledi. Varol, “Burada bulunmamızın amacı daha çok Urartu yazıtları hakkında bir takım belgelere ulaşırsak onlar hakkında çalışmalar yapmak. Burası önemli bir alan. Çünkü burası Urartu’nun en zengin olduğu dönem. Bu bölgede bir Urartu yazı arşivinin olması mümkün. Burada şu an fil ayakları bulundu ve bu fil ayaklarının bulunduğu alanda yazıtlar ortaya çıkartıldı. Bunlardan en iyi korunanı şu anda Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde bulunuyor. Yazıtlar üzerinden en çok aşıhusi evinden bahsediliyor. Benzer yapılar uruşhusi diye Urartu yazıtlarında yine geçiyor. Bu hazine evi olarak belirtiliyor. Burada ‘hus’ sözcüğünün ev ile ilişkili olduğu, yani biraz Hint ve Avrupa dilleri ile ilişkili olduğu anlamını içerdiği görülüyor. Urartucanın da aslında bu alanda çok saf bir dil olmadığı, başka dillerle etkileşim yaşadığı, burada Hint ve Avrupa kökenli halklarında olduğu ve o halklarında bir takım sözcüklerinin Urartu’nun söz varlığına yerleştiği anlaşılıyor. Buradaki çalışmalarla bunlar daha anlaşılır hale gelebilir” dedi.

“Yapacağımız kazılarla Kef Kalesi gizemini aydınlatmaya çalışacağız”

Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kef Kalesi Kazı Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Erdal Polat ise “Bilindiği üzere Urartu Krallığı Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesinde hakimiyet kuran güçlü bir krallıktı. İkinci Rusa tahta oturduktan sonra bazı imar faaliyetlerinde bulundu ve Kef Kalesi de imar faaliyetlerinde bulunduğu alanlardan bir tanesidir. Şu an kazı yapıyoruz. Kazı çalışmalarında dolgu topraklarını aldıktan sonra fil ayaklarını oluşturan bazalt taşlarını ayağa kaldırma işlemleri gerçekleştiriliyor. Bunlarla beraber Adilcevaz Koruma Kurulunda yer alan ve üzerinde tanrı bezemelerinin yer almış olduğu bazı figürlü taşlar var. Bu figürlü taşlardan bir tanesi de kazı alanımızda bulunmaktadır. Arkeoloji bilindiği üzere geleceği tasarlamak için geçmişin gizemini aydınlatılması için bizlerde 50 yıl aradan sonra Kef Kalesi’nde kazı çalışmalarını başlattık. Yapacağımız kazılarla bu gizemi aydınlatmaya çalışacağız” şeklinde konuştu.

Devam Et

Gündem

Bu hafta 6 film vizyonda

Türkiye’deki sinema salonlarında bu hafta 2’si yerli 6 film vizyona girdi.

Haber Giriş:

on

Türkiye’deki sinema salonlarında bu hafta 2’si yerli 6 film vizyona girdi.

SIRADAKİ ŞARKI

Sıradaki Şarkı, zamanda yolculuk yapabileceğini keşfedince, sevdiği adamı kurtarmaya çalışan bir kadının hikayesini konu ediyor. Laura ve Harrison, mükemmel bir ilişkiye sahip olan bir çiftir. İlişkilerinin ortak bir müzik sevgisi üzerine kurulması, onları birbirine daha çok bağlar. Ancak ölümcül bir kaza onların yollarının ayrılmasına neden olacaktır. Laura, Harrison ile birlikte yaptıkları mixtape’in onu zamanda geriye götürebileceğini keşfedince hayatının fırsatına sahip olduğunu anlar. Genç kadın, zamanda yolculuk yaparak hayatının aşkını kurtarmaya çalışır.

LAAL SINGH CHADDHA

Laal Singh Chadha, sıradan bir adamın sıra dışı hayat hikayesini konu ediyor. Laal, beraber yaşadığı bekar annesi ile arasında çok özel bir bağ bulunan bir adamdır. Çocukluğundan itibaren hayatının birçok evresinde türlü zorluklarla mücadele eden ve onların üstesinden gelmeyi başaran Laal, sevgisi ve masumiyeti ile hayat yolunda karşısına çıkan insanların kalbini kazanır. Laal, insanlara en olasılık dışı görünrn bir insanın bile çok özel bir hikayesini olabileceğini anlatıyor.

MA-ŞER

Ma-Şer, tez çalışmasını büyü üzerine yapan genç bir kadının yaşadıklarını konu ediyor. Üniversite öğrencisi olan Hande, tez çalışmasını sosyal antropolojinin tartışma konularından biri olan, “büyü” meselesi üzerine yapmaya karar verir. Ancak genç kadın tezini, çalışmasını uygulamaya koyarak farklılaştırmak ister. Bunun için de sahaftan çaldığı antika bir büyü kitabını kullanan Hande, kendisine büyü yapmaları için üç arkadaşı ile anlaşır. Ancak bu sırada işler pek de onun düşündüğü gibi gitmez. Kendilerini beklenmedik olayların içinde bulan Hande ve arkadaşları, korku dolu bir maceraya atılır.

MASAL ŞATOSU: GİZEMLİ MİSAFİR

Masal Şatosu: Gizemli Misafir, masal diyarının neşesini kazanmasını sağlamak için türlü maceralara atılan Neşe ve arkadaşlarının hikayesini konu ediyor. Neşe ve arkadaşları, büyük bir partinin hazırlığındadır. Onlar evi ışıl ışıl süslerken, davetsiz bir misafir kapılarını çalar. Ancak gelen çocuğu kimse tanımamaktadır. O, bir hata sonucu hafızası silinen, masal diyarından gelen bir prenstir. Masal diyarının neşesi olan prensin dünyada kaldığı her an masal diyarında mutsuzluğu hüküm sürmesine neden olur. Neşe ve arkadaşları, prensi ait olduğu yere göndermek ve masal diyarının neşesini kazanmasını sağlamak için bilmedikleri bir ortamda türlü maceralara atılır.

AŞK VE SAVAŞ

Ordudan döndükten sonra işsiz ve parasız kalan Emil, arkadaşının çalıştığı sette figüranlık yapmaya başlar. Bu sırada Fransız dansçı Milou ile tanışan Emil, genç kadına aşık olur. Milou da Emil’den etkilenmiştir ve çift romantik bir buluşma için sözleşir. Ancak Milou, Berlin’in batısında bulunan otelinden çıkıp sözleştikleri yere gitmek isterken, bir grup askerin sınırı kapattığını fark eder.1961 Berlin krizi çiftin arasına duvar örmüştür. Milou çaresizce Fransa’ya dönerken, Emil onu yeniden görebilmek için sahte bir kimlikle yönetmenlik yapar. Emil, Milou’yu Berlin’e getirmek için onun asistanlığını yaptığı Beatrice Moree’nin hayali olan Kleopatra filmini çekmeye karar verir. Ancak yaşananlardan habersiz olan Milou başkasıyla nişanlanmıştır. Artık aralarında Berlin Duvarı’ndan çok daha büyük engeller vardır.

KORKU EVİ

Korku Evi, geçmişte ailesini rahatsız eden kötülüklerin serbest kalmasına neden olan iki kız kardeşin hikayesini konu ediyor. İki genç kız kardeş, uzakta yaşayan teyzelerinin yanında yaşamaya gönderilir. Kardeşler eve geldiklerinde beklenmedik bir durumla karşı karşıya kalır. Evde bulunan tüm aynaların üzeri kapatılmıştır. Yeni yaşamlarına alışmaya çalışan kardeşlerden küçük olan, kapısı kilitli tutulan bodrumda ne olduğunu merak etmeye başlar. Bir gün merakına yenik düşen kız, kapıyı açıp bodrumu dolaşmaya başlar. Burada da üzeri örtülmüş bir ayna vardır. Aynanın örtüsünü açan genç kız, farkında olmadan yıllar önce annesi ve teyzesini rahatsız eden kötülüklerin serbest kalmasına neden olur.
Devam Et

Trend