#

Giriş:

Son Güncelleme:

Sağlık

Uzman isimden maymun çiçeği virüsü açıklaması

Son zamanlarda dünya üzerinde birkaç noktada görülmeye başlanan Maymun çiçeği virüsü hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Hakan Oğuztürk, “Benim şahsi kanaatim, Türkiye özeli için de konuşacak olursam; şu an itibariyle panik yapacak bir durum söz konusu değil. Eğer bir şekilde bu tür lezyonları olan kişiler olursa, acil servise gelip takip ve tedavi süreciyle ilgili profesyonel bir destek alabilirler” dedi.

Son zamanlarda dünyanın çeşitli noktalarında özellikle de Afrika kıtasında yayılım gösteren Maymun çiçeği virüsü (Monkeypox) insanları endişeye sürükledi. Tarihte ilk olarak 1958’de bir maymunda tespit edilen bu virüs, insanlarda ise ilk defa 1970’te Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kayıtlara geçti. İngiltere, ABD, Kanada ve Avrupa’nın bazı ülkeleri dışında son olarak İsrail’de tespit edilen maymun çiçeği virüsütle ilgili DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) acil toplanma kararı almıştı.

MAYMUN ÇİÇEĞİ VİRÜSÜ YENİ ÇIKMADI

Dolayısıyla yeni olmayan ve tıp dünyası tarafından da bilinen bir virüs. Maymun çiçeği virüsü hakkındaki detayları anlatan Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Oğuztürk, “Maymun çiçeği virüsü yeni ortaya çıkan bir virüs değil. Çiçek virüsü ailesinin bir bireyi. Bu Çiçek virüsü ailesinin üyeleri çok daha farklı isimlerle de hastalık yapıyordu. 1979 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıklamasıyla, Çiçek Virüsü dünyada elemine edilmişti yani vaka bildirilmemişti. Ama Maymun Çiçeği, bu virüs ailesinin farklı bir üyesi. Dolayısıyla bu virüsün küçük çaplarda, Orta ve Batı Afrika’da hastalıklar yaptığı biliniyordu. Bu süreç hem Asya hem Avrupa hem de Amerika kıtasındaki bazı ülkelerde de vakaların bildirilmesiyle gündem oluşturdu. Tekrar söylemek gerekirse yeni ortaya çıkan bir virüs değil. Tıp dünyası tarafından bilinen bir virüs. Çiçek grubu ailesine dahil olan bir virüs” ifadelerini kullandı.

“ŞU AN PANİK YAPMAYA GEREK YOK”

Maymun çiçeği virüsünün, çiçek virüsü ailesinin bir üyesi olduğunu, ancak çiçek virüsü kadar ölümcül olmadığını, yayılım hızı ve bulaş şekli itibariyle şu an için endişe edilecek bir durumun söz konusu olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuztürk, “Bulaş özellikleri Covid-19 kadar hızlı ve bulaştırıcılık insidansı çok yüksek değil. Çiçek virüsüne göre de ölümcül olma oran daha düşük.” dedi.

 

MAYMUN ÇİÇEĞİ VİRÜSÜ BELİRTİLERİ

Maymun çiçeği virüsü bulaşan kişilerdeki belirtiler hakkında da bilgiler veren Prof. Dr. Hakan Oğuztürk şunları kaydetti:

“Vücutta ateş, sırt ağrısı, eklem ağrıları ve baş ağrısı olabiliyor. Buna ek olarak halsizlik ile beraber vücutta lenf bezleri dediğimiz bezlerde şişkinlik oluyor. Daha sonraki süreçte ise başta yüzde daha sonrasında da el içi avuç ayası, ayak tabanı gibi bölgelerde döküntüler dediğimiz cilt değişiklikleri meydana geliyor. Döküntülerin içi sıvı dolu şekilleri de söz konusu olabiliyor. Ama belli bir süre sonra bu döküntülerde de bir iyileşme söz konusu oluyor. Bu anlamda şunu net olarak ifade etmek gerekiyor ki; tanısı net yapılabilen, tedavi anlamında da sonuç itibariyle şikayetlerin azaltılmasına yönelik bir tedavi sürecinin olduğu, kesinlikle Covid-19 gibi bir pandemi ihtimalinin düşük olduğu söylenebilir. Ama ülkelerin bir miktar etkileneceği, küçük vakalarla seyredecek bir süreç söz konusu.”

“ACİL SERVİSE GELSİNLER”

Şu an itibariyle insanları paniğe sürükleyecek bir durumun söz konusu olmadığını, eğer belirtileri olan kişiler olursa hastanelerin acil servislerine başvurarak profesyonel destek alabileceklerinin altını çizen Oğuztürk, “Benim şahsi kanaatim, Türkiye özeli için de konuşacak olursam; şu an itibariyle panik yapacak bir durum söz konusu değil. Eğer bir şekilde bu tür lezyonları olan kişiler olursa, acil servise gelip takip ve tedavi süreciyle ilgili profesyonel bir destek alabilirler. Tekrar söylemem gerekirse panik yapacak bir durum söz konusu değil” açıklamasında bulundu.

Sağlık

Meme kanseri uykudayken yayılıyor

Meme kanseri kadınlardaki en önemli sağlık problemlerinden birisi olduğunu belirten Prof. Dr. Uğur Coşkun, her 8 kadından birisinin hayatı boyunca meme kanserine yakalandığını söyledi.

Haber Giriş:

on

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof.Dr.Uğur Coşkun, meme kanseri ile ilgili geçtiğimiz günlerde Nature dergisinde çok ilginç bir çalışma yayınlandığını belirterek, “Nicola Aceto ve arkadaşları tarafından Bazel Üniversitesi’nde gerçekleştirilen deneysel çalışmada kanda dolaşan ve sonrasında metastaz yapan meme kanseri tümör hücrelerinin daha çok uyku döneminde ortaya çıktığını gösterdiler. Otuz meme kanserli deney hayvanında yapılan çalışmada hasta uyku döneminde iken tümörün dolaşıma daha fazla dolaşan kanser hücresi saldıkları gösterildi. Ayrıca gece uykuda iken tümörden ayrılan hücrelerin, gündüz dolaşıma salınan hücrelere göre daha hızlı çoğaldıkları ve metastaz yapma potansiyellerinin de daha fazla olduğu gösterildi” dedi.

Bazı kanser türlerinde dolaşımdaki kanser hücrelerinin saptanıp buna yönelik tedavi planlanması yönünde araştırmalar yoğun şekilde devam ettiğini bildiren Prof Dr. Coşkun, tümörü tamamen çıkarılmış bireylerde dolaşımda bulunan kanser hücre yüküne göre daha yoğun tedavi uygulaması gündeme gelebileceğini belirterek, “Ayrıca bu hücrelerde yapılan genetik ve moleküler analizler hedefe yönelik tedaviler açısından yol gösterici olabilmekte. Bu çalışmada görüyoruz ki gece alınan kanda saptanan tümör hücreleri daha önemli olabilir. Uyku düzeninden sorumlu olan melatonin hormonu muhtemelen bu farklılık üzerinde etkili. İleride bu çalışmanın sonuçları hem tedavi planlamasında hem de prognoz tayininde önemli ilerlemelere yol açabilecek başka çalışmalara ışık tutabilir” bilgisini verdi.

Devam Et

Bitlis

Uzman isimden polen uyarısı

Bitlis’in Tatvan Devlet Hastanesinde görev yapan Doktor Mustafa Alıcı ve Göz Hastalıkları Uzmanı Meltem Toklu, havaların ısınmasıyla birlikte artan polen alerjilerine karşı vatandaşları uyardı.

Haber Giriş:

on

Yaz aylarında polenlerin artması alerjik sorunları da beraberinde getiriyor. Bu dönemi kabusa çeviren alerjik reaksiyonlar, insanlarda burun kaşıntısı, göz akıntısı, kızarıklık ve sürekli hapşırma gibi şikayetlere yol açıyor. Son zamanlarda alerjik reaksiyonlardan dolayı hastaneye başvurma oranının arttığını söyleyen Doktor Mustafa Alıcı, polen ve astım şikayetleri ile aşırı derece polene maruz kalan vatandaşları uyardı.

Polen alerjisinde artışın yaşandığını belirten Doktor Alıcı, “Havaların ısınması ve baharın gelişi ile birlikte alerji vakalarında artış görmeye başladık. Bu süreçte daha çok polen alerjisinin arttığını görüyoruz. Genelde mevsimsel olarak değişme ile birlikte daha çok yeşil alanların çim ve ağaçlı alanlarda çiçek tozlarına karşı bir reaksiyon olarak görüyoruz. Tabi bu polen alerjisi ile birlikte hastalarımızda bazı belirtiler meydana geliyor. Genelde burun akıntısı, kaşıma, hapşırma, göz yaşarması, gözlerde kanlanma, batma ve yanma gibi belirtiler ile bu alerji kendini göstermektedir.

Hastalarımıza tavsiyemiz bilinen bir alerjisi var ise bu alerjilerinin olduğu alanlardan uzak durmaları, alerji ve göğüs uzmanına gözükmelerini istiyoruz. Çünkü bu hastalarda genetik yatkınlık olduğunu biliyoruz. Özellikle çocuklarda atopik yürüyüş dediğimiz belirtiler var. Bunlar ise ilk olarak egzama tarzında alerjik döküntüler daha sonra burun akıntısı, hırıltılı solunum ve öksürük gibi şikâyetler daha ileriki süreçlerde daha çok etkileyip nefes almasında sıkıntılar yaşıyor. Hasta alerjik astıma doğru ilerleyen bir sürece geçmiş oluyor. Erkenden çocukluk döneminde alerjenlere maruz kalma devam ederse atopik denilen süreç devam edip müdahale edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

“Çok güneşli günlerde dışarıya çıkılmaması gerekiyor”

Polen alerjisi olan hastaların güneş ışınlarına da hassasiyeti oluştuğunu söyleyen Doktor Alıcı, “Çok güneşli günlerde dışarıya çıkılmaması gerekiyor. Çok fazla polenin ve tozun olduğu yerlerde de bulunmamak gerekiyor. O ortamlarda bulunmak zorunda kalan insanlar ise alerjik ilaçlar dediğimiz ilaçlar var ve hastalarımıza onu kullanmalarını tavsiye ediyoruz. Bu ilaçlar sadece o süreçte oluşan rahatsızlıkların görülmemesini engelliyor. Bu alerji vücudumuzda her zaman olacak bir şeydir” ifadelerini kullandı.

“Polene maruz kalan insanlar mutlaka maske kullanmalıdır”

Alerjisi olan kişilerin çevre ile bir etkileşim içerisinde oldukları zaman maske kullanması gerektiğini açıklayan Alıcı, “Bu alerjene maruz kalacak bir ortamda kalıyor ise hastamız bu gibi durumlarda el ve yüz temizliği çok önemlidir. Elleri buruna çok fazla dokundurulmaması gerekiyor. Solunum yolu ile bu alerjik maddeleri alıyoruz. El, yüz ve elbise temizliği çok önemlidir. Dışarıdan eve girerken o elbiselerin çıkarılması, dışarıda bekletilmesi ya da silkelenmesi gerekiyor. Maske kullanılması çok önemlidir” diye konuştu.

Polen şikâyetlerinden dolayı göz hastalıkları polikliniğinde yoğunluğun yaşandığını söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Meltem Toklu da, “Yaz aylarının başlaması ile polikliniğimize kaşıntı, kızarıklık ve kapaklarda şişlik gibi şikâyetler ile başvuran hastaların sayısı arttı. Bu hastalarda kaşıntı ile beraber ellerindeki bakterileri göze taşımakla oluşan enfeksiyonlar ve çapaklanmalar çok sık gördüğümüz şikâyetlerdir. Bu alerjik semptomlardan doktora gelmeden kurtulmanın yolu ilk olarak güneş gözlüğü takılmalıdır. Çok kaşıntılı dönemlerde göze soğuk havlu uygulanma ya da soğuk müdahaleler yapılmalıdır. Çayır, çimen ve otluk alanlarda bulunduğumuzda sonrasında mutlaka eller ve yüz bol bol yıkanmalı. Polenler ve bu alerjen maddelerle bağlantı mutlaka azaltılmalıdır. Bunun dışında özellikle kadınlarda gece mutlaka saçları toplamalarını öneriyoruz” dedi.

“Gözler çok kaşındığı takdirde korneada incelme oluşur”

Polenin yan etkilerinin farklı göz hastalıklarının oluşumuna neden olduğunu vurgulayan Toklu, “Gün içerinde göze yapışan polen ve alerjenler göze ve yüze temas ederek alerjiye daha çok neden oluyor. Gözleri çok kaşıntılı bir dönem olduğu için korneada incelmeye neden olarak astigmatizmaya ve farklı kornel hastalıklara neden olabiliyor. O yüzden kesinlikle çok kaşıma, ovuşturma göz sağlığı açısından risklidir. Hasta kontak lens kullanıyor ise bu yoğun alerjik dönemlerde ara vermeli ve kullanmamalıdır. Bu önlemlerden sonra hala hastada şikâyetler fazla ise o zaman bir göz uzmanına başvuruyu öneriyoruz. Özellikle çocuklarda erken yaşlarda bu çok fazla önemsenmiyor. Daha sonra hastaneye geldiklerinde gözde kalıcı hasarlar bırakabiliyor ve görme kaybına bile yol açan kalıcı hasarlar bırakabiliyor. Özellikle çocuklarımıza dikkat edelim ve erkenden hastaneye getirmeye özen gösterelim” diye konuştu.

Devam Et

Gündem

Kahve tüketiminde ezber bozan açıklama

Kahve tüketimi konusunda ezberler bozuldu. Son araştırmalara göre günlük kahve tüketimini arttırmak kalp damar hastalığına yakalanma ve kalp krizi riskini azaltıyor, ritim bozukluğunu önlüyor.

Haber Giriş:

on

Türkiye’de çeşitliliği ve tüketimi artan kahvenin günde kaç fincan tüketilmesinin güvenli olduğu tartışması sürerken, Doç. Dr. Oğuz Karaca, bu araştırma sonuçlarını paylaştı. Karaca, bu konuda yapılan geniş çaplı araştırmalar olduğunu belirterek düzenli olarak günde birkaç fincan kahve içmenin kalp ritim bozuklukları ve çarpıntı oluşturduğuna dair efsaneyi çürüttüğünü bildirdi.

“Bu konuda kişisel farklılıklar olmakla birlikte, ek hastalıkları olmayan bir bireyin günde 3-5 fincana kadar güvenli bir şeklide kahve tüketebileceği ve artan kahve tüketiminin birçok kalp hastalığı gelişme riskini azalttığına dair çalışmalar da mevcuttur” dedi.

“Felç, parkinson ve diyabete karşı koruyucu”

Toplumda kahve ile ilgili çarpıntı ve aritmileri tetiklediği konusundaki genel kanının aksine, kahvenin anti-oksidan ve anti-enflamatuar etkilerinin birçok ritim bozukluğu gelişimine karşı koyucu olduğunun kanıtlandığını ifade eden Doç. Dr. Oğuz Karaca, “Araştırmalar düzenli kahve tüketiminin kalp sağlığı açısından pozitif etkilerinin olduğu, kalp krizi ve felç riskini azalttığını gösteriyor. Yüzbinlerce kişinin uzun yıllar takibi sonucunda randomize klinik çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre günlük ilave içilen her bir fincan kahvenin ciddi kalp ritim bozukluğu (atriyal fibrilasyon, ventriküler erken vuru) gelişme riskini yüzde 3 azalttığı gösterilmiştir. Kahve tüketiminin kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin yanında diyabet, birçok kanser türü, Alzheimer ve Parkinson hastalığı gibi çeşitli durumların da gelişimini azalttığı kanıtlanmıştır” şeklinde konuştu.

“Sade Türk kahvesi en faydalısı”

Kahvenin olumlu etkilerinden faydalanabilmek için sade Türk kahvesi ya da krem veya şurup eklenmemiş filtre kahve tercih edilmesi gerektiğini açıklayan Karaca, “Kafein metabolizmasının genetik olarak çeşitlilik gösterebilmesi nedeniyle kahveye karşı istenmeyen etkilerin uykusuzluk, irritabilite, çarpıntı, sindirim problemleri görülme olasılığının olduğu ve kişisel farklılıklar gösterebileceği bilinmelidir” diye konuştu.

“Sigarayla birlikte tüketmeyin”

Kafeinin sadece kahvenin içinde değil çay, kola, enerji içecekleri ve çikolata gibi besinlerde de bulunduğu belirten Karaca, “Sinir sistemi ve damarlar için uyarıcı etkiye sahip olan kafeinin aşırı tüketimi sigara ve stresle birleşirse beraberinde ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Bununla birlikte kahve sade tüketildiğinde insülin direncini azaltıcı, yağ yakımına yardımcı ve tok tutucu bir içecek olabilir. Fakat son yıllarda popülerliği artan şuruplu ve kremalı kahve çeşitleri özellikle sıcak yaz günlerinde serinlemek için sıklıkla tercih ediliyor. Türkiye kalp hastalıkları konusunda riskli bir konumda. Buna fazla kalori alımı eklendiğinde diyabet ve kalp damar hastalığı riski daha çok yükseliyor. Bu nedenle kahveyi ne kadar tükettiğinizin yanı sıra nasıl tükettiğiniz de çok önemli” ifadelerini kullandı.

Devam Et

Trend