#

Giriş:

Son Güncelleme:

Gündem

Yerli aşı mı Çin aşısı mı? 168 gün sonra belli olacak

Yerli Kovid-19 aşısı “Turkovac” için geçtiğimiz ay başlatılan Faz 3 çalışmasının ardından, bir yandan da Ankara ve İstanbul’da toplam 4 merkezde “üçüncü dozda Sinovac -Turkovac karşılaştırması” için Faz 2 araştırmalarına başlandı. İstanbul’da ilk gönüllülerin bu hafta kabul edildiği çalışmaya, 18-59 yaş arası iki doz Sinovac yaptırmış ve daha önce hiç Kovid-19 geçirmemiş kişiler kabul ediliyor. 220 katılımcının alınacağı çalışmada, üçüncü dozda hangi aşının daha güvenli ve etkin olduğunun belirlenmesi amaçlanıyor. Gönüllülere, üçüncü doz aşıları yapıldıktan sonra belli periyotlarla antikor düzeyleri ve olası yan etkileri yakından izlenecek, çalışmaya giren tüm gönüllüler 168 gün boyunca gözetimde tutulacak. “Çift kör” prensibine göre yürütülen çalışmada, kime hangi aşının yapıldığını ise 84. gününe kadar kimse bilmeyecek.

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ve Erciyes Üniversitesi iş birliği ile geliştirilen Türkiye’nin yerli Kovid-19 aşısı Turkovac’ın piyasaya çıkması için son viraj yürütülen iki çalışma ile aşılacak. Bunlardan biri, geçtiğimiz Haziran ayında 29 merkezde başlanan ve 40 binden fazla gönüllünün dahil edileceği Faz 3 araştırması. Bu çalışmaya hiç aşı olmamış 18-59 yaş arası kişiler kabul ediliyor. Gönüllülerin bir kısmına yerli aşı, bir kısmına diğer inaktif aşı Sinovac (Coronavac) uygulanıyor. Ancak burada, sadece Turkovac’ın etkinlik ve güvenliği değerlendirilecek.

Diğer bir çalışma ise bu hafta İstanbul’dan da ilk gönüllülerin dahil edildiği “üçüncü dozda Sinovac-Turkovac” karşılaştırmasının yapılacağı Faz 2 araştırması. Her iki çalışma da yerli aşının piyasaya çıkabilmesi için önemli veriler sağlayacak. İstanbul’daki Faz 2 klinik araştırması, Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi, Kartal Şehir Hastanesi ile Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi olmak üzere üç merkezde yürütülüyor. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi Doç. Dr. Fatma Yılmaz Karadağ, Sinovac-Turkovac etkinlik araştırması hakkında merak edilenleri anlatırken, çalışmada en çok 18-40 yaş arası genç yaş gönüllülere ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Başhekim Prof. Dr. Nurettin Yiyit ise yürütülen bu iki ayrı çalışma ile yerli aşının piyasaya çıkmaya bir adım daha yaklaşacağını belirtti.

“AMAÇ İKİ AŞI ARASINDA FARK VAR MI BUNU TESPİT ETMEK”

Doç. Dr. Karadağ, bu çalışmanın amacının Sinovac ile Turkovac arasında etkinlik, güvenlik ve antikor yanıtı açısından bir farkı olup, olmadığının belirlenmesinin amaçlandığını söyleyerek “Faz 2 çalışması şeklinde planlandı. Bu aşımızı neden BioNTech ile değil de Sinovac ile kıyaslıyoruz? Çünkü Sinovac da Turkovac da inaktif aşı. İki inaktif aşıyı kıyaslamak daha doğru. 220’ye yakın gönüllü dahil edilecek çalışmaya. Her merkezin en az 50 gönüllü alması yeterli dense de gönüllü sayısı ne kadar artarsa, çalışmamızın vereceği değerler de daha anlam ifade edecek” dedi.

İKİ DOZ SİNOVAC AŞISINI OLANLAR KATILABİLECEK

Doç. Dr. Fatma Yılmaz Karadağ, gönüllü olma kriterlerini ise şöyle özetledi:

“Gönüllülerde aranan ilk şart, iki doz Sinovac aşısını yaptırmış olması ve daha önce Kovid hastalığı geçirmemiş olması. Ama başka kriterlerimiz de var. Örneğin altta yatan bir kanser öyküsü, uzun süreli bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanımı, gebelik, emzirme, kronik bazı hastalıklar örneğin MS gibi, başka bir aşı çalışmasına girmişse, gönüllü de olsa bu kişiler maalesef çalışmaya dahil edilmeyecekler. Ama diyelim ki gönüllü olduğu sırada kişi akut bir enfeksiyon geçiriyor. Ateşi var vs. Enfeksiyonu geçtikten sonra, bu kişiler çalışmaya dahil edilebilecek. Gönüllerimize geldikleri zaman ilk olarak kadınsa gebelik testi yapıyoruz. Ardından her gönüllüye aktif Kovid hastalığının olup olmadığının tespiti için PCR testi uygulanıyor. Her ikisinde de negatif sonuç alınmasıyla aşı uygulamamıza geçiyoruz.”

“TÜM GÖNÜLLÜLER 168 GÜN BOYUNCA YAKINDAN İZLENECEK”

Gönüllülere aşı uygulanmadan önce tansiyon, oksijen satürasyonu, ateş ölçümü gibi vital bulguların da kontrol edildiğini anlatan Doç. Dr. Karadağ, sürecin devamını şu şekilde anlattı:

“Aşılamanın sıfırıncı gününde antikor düzeylerine de bakılıyor. Gönüller daha önce iki doz Sinovac aşısı olduğu için kanda yeteri kadar antikor var mı yok mu önce ona bakmamız gerekiyor. Aşı uygulandıktan sonraki birinci saatte, bu vital tablolar tekrar kontrol ediliyor. Herhangi bir problem yoksa evine gönül rahatlığı ile gönderiliyor. Ancak gönüllerimizi ilk 1 hafta boyunca her gün arıyoruz. Aşı olduktan sonra meydana gelebilecek herhangi bir olumsuz etki bizim için yan etki kategorisine giriyor ve bunların kaydedilmesi gerekiyor. İlk haftadan sonra ise haftada bir gün düzenli olarak aranıyorlar bir sıkıntıları var mı yok mu kaydetmek için. 168 gün boyunca bu şekilde izleniyor. Ayrıca acil bir durumda 7/24 bize ulaşabilmeleri için bir numara da veriliyor. Daha sonra gönüller 28, 84 ve 168. günde mutlaka hastaneye yüz yüze vizite davet ediliyor. Aynı tarihlerde tekrar antikor kontrolü de yapılıyor.”

“KİME HANGİ AŞININ YAPILDIĞINI İLK ÜÇ AY KİMSE BİLMEYECEK”

Aşı çalışmasının çift kör prensibiyle yürütüldüğüne de dikkat çeken Doç. Dr. Karadağ, “Yani kişi de, aşıyı uygulayan hemşire de, çalışmayı yapan hekim de hangi aşının kime uygulandığını bilmiyor. Aşılar kodlarla sisteme kaydediliyor. 84. güne kadar bu kodlar kırılmıyor. Dolayısıyla hangi gönüllüye Sinovac, hangisinde Turkovac uygulandığını hiç kimse bilmiyor. 84. gün kodlar açılıyor ve hem gönüllüler, hem de çalışmayı ekip hangi aşının kime uygulandığı öğreniyor. Bundan sonra da kıyas analizlerine başlanıyor. Bu çalışmaya gönüllü olarak girmenin en büyük avantajlarından birisi, aşılanmadan sonraki antikor düzeylerinin düzenli olarak ölçülmesi. 1 ay sonraki antikor düzeyi, 84. gün yani 3 ay sonraki antikor düzeyi, bunlara düzenli olarak bakılacak. Antikor titrelerindeki artış trendini görmek ya da hiç antikor geliştirmemişse bunu kaydetmek çalışma açısından önemli veriler sağlayacak” diye konuştu.

“BU ÇALIŞMALAR YERLİ AŞININ PİYASAYA ÇIKMASI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ”

Başhekim ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nurettin Yiyit ise Turkovac aşısı ile ilgili iki ayrı faz çalışmasının yürütüldüğüne işaret ederek, “İki farklı çalışma aynı anda yürüyor. Bunlardan birisi, hiç hasta olmamış ve hiç aşı olmamışların dahil edildiği iki merkezde yürütülen Faz 3 klinik araştırması. Burada aşının etkinliği üzerine sonuçlar elde edilecek. Ankara Şehir Hastanesi ve Çam Sakura Şehir Hastanesi’nde yürütülüyor bu çalışma. Bizim merkezimiz, Kartal Şehir Hastanesi, Ümraniye Eğitim ve Araştırma ile yine Ankara Şehir Hastanesi’nde devam eden bu çalışma ise iki doz Sinovac olmuş, üzerine üçüncü doz aşısını olacaklar için yapılan çalışma. Buradan gelecek bilgilerle aşımızın tescillenmesi ve Faz 3’ün tamamlanması adına önemli kazanımlar elde edilecek” dedi.

“E-NABIZ’DAN MESAJ GELDİ KATILDIM”

Çalışmaya e-Nabız’dan gelen SMS üzerine dahil olarak İstanbul’un ilk gönüllülerinden biri olan tekstil işçisi Ramazan Ülkü (53), “İkinci doz aşımı olduktan sonra bana mesaj geldi. Çalışmaya katılmak üzere üçüncü doz aşımı olabileceğim şeklinde. Ben de hem üçüncü doz aşımı olmak, hem de bu çalışmaya katkıda bulunmak için gönüllü oldum. Kovid’e yakalanmamak için herkesin aşı olması gerekiyor.” diye konuştu.

Gündem

Motorine bir zam daha yolda! Pompa fiyatına yansıyacak

Haber Giriş:

on

Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası’nın (PÜİS) açıklamasına göre 19 Ekim Salı gününden itibaren geçerli olmak üzere motorine 23 kuruş zam gelmesi bekleniyor. Benzin grubunda ise fiyat değişikliği beklenmiyor.

Bugün litre fiyatı 41 kuruş daha zamlanan motorine, 18 Ekim Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece 23 kuruş daha zam kararı alındı. Zam pompa fiyatına yansıyacak. Zaten motorin, benzin ve LPG’de ÖTV sıfırlanmıştı.

Bugün 14 kuruşu pompa fiyatına yansıyacak şekilde toplamda 37 kuruş zamlanan benzine de zam olasılığı olduğu ancak net rakamın 18 Ekim Pazartesi günü belli olacağı öğrenildi.

Devam Et

Gündem

CHP’li Sarıbal’dan “Dünya Gıda Günü” mesajı

Haber Giriş:

on

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yayınladığı yazılı mesajda, uygulanan tarım politikalarını eleştirerek, “Devlet kamucu bir yaklaşımla, üretimin her alanında çiftçinin yanında olmalı. Çiftçimizi koruyamazsa gıda egemenliğimizi ve gıda güvenliğimizi korumalıyız. Çiftçimizi köyünde mutlu üreticiler halin getirmezsek yarın bugünleri de ararız” görüşünü dile getirdi.

CHP Genel Başkanı Tarım Politikalarından Sorumlu Başdanışmanı Orhan Sarıbal’ın Dünya Gıda Günü mesajı şöyle:

“Bugün Dünya Gıda Günü. Hava ve su ile birlikte canlı yaşamının üçüncü önemli kaynağı olan gıdaya erişimin önemi her zaman bilinmekle birlikte pandemi sürecinde daha da ön plana çıktı. Bugün 800 milyon insanın açlık çektiği dünyada ülkemizde de milyonlarca insanın dengeli ve sağlıklı beslenemediği bilinmektedir. Son yıllarda alım gücünün düşmesi ve artan gıda enflasyonu ile birlikte sağlıklı ve dengeli beslenemeyenlerin sayısında artış gözlenmektedir. Ülkemizde çalışan kesimin %45’ten fazlasının asgari ücretle çalıştığını ve Türk – İş’in verilerine göre açlık sınırının 3 bin lirayı aştığını dikkate aldığımızda, yaşanan tablo olumsuzluğu çok daha net ortaya çıkmaktadır.

Çiftçi kaderine terk edildi

Ancak bir kader değil. Bunu değiştirmek mümkün. Bunun yolu da tarım politikalarının değiştirilmesinden geçiyor. Çiftçimizi koruyup üretimi arttırarak, gıda egemenliğimizi ve gıda güvenliğimizi sağlayabiliriz. Bunun yolu da AKP’nin uyguladığı ithalata dayalı politikaları terk etmekle mümkündür. Bilindiği gibi Cumhuriyetin kuruluşunda ekonominin temelini oluşturan tarım, AKP döneminde kaderine terk edildi. Mevcut siyasal iktidar üretmek yerine ithalatı seçtiği için tarım alanında dışa bağımlı bir ülke durumuna geldik. Bugün tarımsal girdilerin hepsi, stratejik ürün dediklerimiz de dahil olmak üzere tarım ürünlerinin büyük bölümü ithal.

Çiftçi kaderine terk edilmiş durumda. Ürettiği ürünler yüksek girdi maliyetlerini bile karşılayamayan çiftçi her yıl biraz daha yoksullaşıyor. Para kazanamadığı için borçlarını yeni borçla kapatıp her yıl biraz daha borçlanıyor. Bugün çiftçinin bankalara ve piyasaya olan toplam borcu 200 milyar lirayı geçmiş durumda. Bu zengin topraklarda fakirleşen, borcunu ödeyemez durumda kalan çiftçi tarlasını satıp köyünü terk ediyor.

Çiftçinin yanında durması gereken iki kurum Tarım Kredi Kooperatifi ve Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), çiftçiyi batırmak için el ele vermiş görünüyor. Tarım Kredi Kooperatifi kendi üyesi olan çiftçilerin borçlarına karşılık traktörüne, tarlasına, evine, ineğine haciz gönderirken, TMO yurt içinden aldığının çok daha fazlasını dışarıdan üstelik daha pahalıya alıp içerde ucuza satarak çiftçiyle rekabet ediyor, ürünü para etmesin diye elinden geleni ardına koymuyor.

Devlet çiftçinin yanında yer almalı

Bu tabloyu hızla tersine çevirmezsek gıda egemenliğimizi ve gıda güvenliğimizi kaybederiz. Tarım politikalarını kamucu bir yaklaşımla yürütmeliyiz. Tarım politikalarını belli bir siyasi partinin görüşüne göre değişen politikalar olmaktan çıkarmalı, devlet politikası haline getirmeliyiz. Devlet her aşamasında çiftçisinin yanında olmalı. Çiftçimiz tarlasında, köyünde mutlu üretici haline getirecek politikaları hayata geçirmezsek, yarın bugünleri de arar hale geliriz.”

Devam Et

Gündem

Doğum bildirimi e-Devlet’ten yapılabilecek

Haber Giriş:

on

İçişleri  Bakanlığı, çeşitli nedenlerle sağlık kuruluşunda doğum bildirimi yapamayanların doğum bildirimlerini e-Devlet üzerinden yapabileceğini duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, 2018 yılında hayata geçirilen e-Doğum uygulaması ile kamu sağlık kuruluşlarında dünyaya gelen ve anne- babaları tarafından isimleri belirlenen çocukların doğum bildirimlerinin nüfus müdürlüklerine gitmeden, doğumun gerçekleştiği sağlık kuruluşunda yapılabilmesine olanak sağlandığı hatırlatıldı. Açıklamada, “Uygulama kapsamında bugüne kadar 81 ilde 235 kamu sağlık kuruluşunda 75 bin 546 adet doğum tescili yapılırken, Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartları da ailelerin adreslerine ücretsiz olarak gönderildi. Uygulamaya ek olarak e-Devlet sistemi üzerinden ‘Doğum bildirimi başvurusu’ hizmeti sayesinde, çeşitli sebeplerle sağlık kuruluşunda doğum bildirimi yapamayan vatandaşlar artık yurt içinde ve sağlık kuruluşunda dünyaya gelen çocuklarının doğum bildirimlerini e-Devlet kapısı üzerinden yapabilecek. Milyonlarca vatandaşın hayatını kolaylaştıran, kamu hizmetlerinin vatandaşa en kolay ve etkin yoldan, kaliteli, hızlı, kesintisiz ve güvenli bir şekilde sunulmasını sağlayan e-Devlet uygulamasına İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ‘Doğum bildirimi başvurusu’ hizmeti eklendi” denildi.

Bu hizmet ile Türk vatandaşlarının yurt içinde, sağlık kuruluşunda dünyaya gelen ve Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi’ne (MERNİS) gönderilmiş doğum raporu bulunan çocuklarının doğum bildirimlerine ilişkin başvuruların e­-Devlet üzerinden elektronik imzalı olarak MERNİS’e gönderilmesine ve başvurulara istinaden ilçe nüfus müdürlüklerince doğum olaylarının aile kütüklerine tescil edilmesine imkan sağlandığı kaydedildi.

 

Devam Et

Trend