Giriş:

Son Güncelleme:

Sağlık

Nomofobi Nedir?

Doç. Dr. Levent Eraslan “Telefon eksikliği ve yokluğu, insanın cep telefonu olmadığı zaman kendisini huzursuz hissetmesi ve ‘fomo’ adı verdiğimiz gelişmelerden anlık haberdar olma hastalığıyla beraber işleyen bir yapıyı oluşturmaktadır.” dedi.

Anadolu Üniversitesi (AÜ) Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (SODİGEM) Müdürü Doç. Dr. Levent Eraslan, “Türkiye’de mobil telefon kullanıcı sayısı 59 milyona ulaştı. Bunların yüzde 77’si, yani 45 milyonu akıllı telefon kullanıyor. Sosyal ağlara da buradan bağlanıyoruz. Bu bağlamda telefonsuzluk hastalığı adı verilen bir kavram var ki literatüre de girdi, o da nomofobi.” dedi.

Eraslan, yaptığı açıklamada, 3 gün önce Bursa’da, Uludağ eteklerinde yaklaşık 20 metrelik uçuruma yuvarlanan bir kadının, kendisini kurtarmaya gelen ekiplere, düşürdüğü cep telefonunu aratmasının nomofobi hastalığının bir göstergesi olduğunu söyledi.

“Telefonsuzluk” hastalığının özellikle dijital dünyada yaygın olduğunu anlatan Eraslan, şöyle devam etti:

“Türkiye’de mobil telefon kullanıcı sayısı 59 milyona ulaştı. Bunların yüzde 77’si, yani 45 milyonu akıllı telefon kullanıyor. Sosyal ağlara da buradan bağlanıyoruz. Bu bağlamda telefonsuzluk hastalığı adı verilen bir kavram var ki literatüre de girdi, o da nomofobi. Telefon eksikliği ve yokluğu, insanın cep telefonu olmadığı zaman kendisini huzursuz hissetmesi ve ‘fomo’ adı verdiğimiz gelişmelerden anlık haberdar olma hastalığıyla beraber işleyen bir yapıyı oluşturmaktadır. Telefonu unutmaktan, şarjının bitmesinden korku, sürekli online olma isteği… Hastalık, depresyona kadar giden bir yapı özelliği göstermektedir.”

“Türkler 7 saat 15 dakikalarını online geçiriyor”

Eraslan, fomo olarak adlandırılan sosyal medya hastalığının da önemli bir durum oluşturduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnsanlar sosyal ağlarda, bulunduğu platformlardaki bütün gelişmelerden haberdar olmak istemektedir. Bu yüzden de sürekli olarak cep telefonlarıyla kendi sosyal ağlarını takip etmekteler. İletişim eksikliği, şarj bitişi ya da fiziksel olarak telefonun kapalı olduğu durumlarda da kaygı bozukluğu yaşıyorlar. Bunların tamamı modern toplum hastalığı.”

Dijital çağın pozitif yanlarının yanı sıra bazı problemleri de ortaya çıkardığına işaret eden Eraslan, “AÜ Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı tarafından hizmete açılan SODİGEM olarak, bu konuda çeşitli araştırmalar yapıyoruz. Gelecek günlerde WhatsAppsapiens (WhatsApp insanı) adını verdiğimiz bir çalışma başlatıyoruz. Türkler 7 saat 15 dakikalarını online geçiriyor, internet ortamında çok vakit harcıyorlar. Bunu yaparken de akıllı telefonlarını kullanıyorlar.” diye konuştu.

Eraslan, bu tür hastalıkların çözümü için birebir dedikleri “face to face” iletişimi önerdiklerini dile getirerek, şunları kaydetti:

“Evlerde özellikle anne ve babaların cep telefonu kullanımında model olmalarını, çocuklarıyla birebir nitelikli vakit geçirmelerini, bunun yanı sıra okullarda bunun yasaklayıcı değil anlatıcı şekilde verilmesini öneriyoruz. İnsanların doğayla iç içe olmalarını önermekteyiz. Vakit geçirmek, nitelikli oyunlar oynamak, çocuklarımız ve gençlerimizle sohbet etmek, böylesi problemlerin ortadan kalkmasını sağlayabilir.”

Yorum için tıkla

You must be logged in to post a comment Login

Haberin Devamı

Sağlık

Yeni normale geçiş döneminde virüsün bulaş riski taşıdığı en riskli alanlar neler?

Ankara İl Pandemi Kurulu üyesi Prof. Dr. Nur Aksakal, ‘yeni normal’de asansör ve apartman kapılarının yaratacağı riske dikkat çekti. ‘Temas izalasyonu’ uyarısında bulunan Aksakal, dezenfektan kullanımına önem verilmesi gerektiğini söyledi

Haber Giriş:

on

Gazi Üniversitesi Halk Sağlığı Uzmanı ve Ankara İl Pandemi Kurulu üyesi Prof. Dr. Nur Aksakal, yeni normale geçişte virüsün bulaşması açısından en riskli alanların asansörler ve apartman kapıları olduğunu söyledi. Aksakal, asansör düğmelerine parmak yerine dirsekle basılmasını önerdi.

Prof. Dr. Nur Aksakal, Covid-19 döneminde kişisel olarak korunmak için maske, sosyal mesafe ve hijyeni sağlamak gibi 3 temel şarta dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Aksakal, “El yıkamayı çok önerdik. Ama onun dışında da şişeye koyduğumuz alkol bazlı dezenfektanlarımız yanımızda bulunursa çok faydalı olacak. Çünkü özellikle son dönemdeki araştırmalarda da biz virüsün damlacık yoluyla bulaştığını, el temasının çok önemli olduğunu biliyoruz ve toplum içinde ‘acaba bu temasta en riskli alanlar nereler’ diye bir yandan da düşünüyoruz. Kapı kolları, apartman giriş çıkışları, ortak kullanılan bölgeler ve asansörler riskli görünüyor” diye konuştu.

‘TEMAS İZALOSYONU’ UYARISI

Damlacık yoluyla bulaşan enfeksiyonlarda ‘temas izolasyonu’ önlemlerine dikkat çeken Prof. Dr. Aksakal, “Öksürdüğümüzde, hapşırdığımızda ya da konuştuğumuzda çevreye yaydığımız damlacıkları özellikle elimize, ağzımıza, burnumuza götürdüğümüz zaman ya da elimiz bu damlacıklara maruz kaldığı zaman virüs elimize bulaşıyor. O zaman içinde dokunduğumuz her alana virüsü bırakma ihtimalimiz var. Özellikle işten geldiğimizde ya da bir yere gideceğimizde tutacağımız ilk dıştaki kapı kollarından ve herkesin temas ettiği alanlardan virüs geçme riskini hatırlamamız lazım. O nedenle mutlaka yanımızda el dezenfektanı ya da küçük bir kolonya şişesi bulundurmak, tutacağımız yere ya da açtıktan sonra hemen elimize dezenfektan uygularsak bu riski minimale indiriyoruz. Asansör düğmeleri, herkesin ortak kullandığı katlara ait düğmeler ya da tutunmak durumunda kaldığımız tutacaklar herhangi bir şekilde el teması olması durumunda bir risk var. O nedenle mutlaka dezenfektan ya da yanımızdaki kolonya yardımıyla, dezenfektan yoksa elimizi ağzımıza, burnumuza, gözümüze değdirmeden eve girip, ellerimizi yıkamamız lazım” ifadelerini kullandı.

‘ASANSÖR YERİNE MERDİVEN TERCİH EDİLMELİ’

Bu süreçte asansör kullanmak yerine merdiveni tercih etmenin daha doğru olacağını söyleyen Prof. Dr. Aksakal, asansör kullanmak durumunda kalındığında ise maskeyle asansöre binilmesi gerektiğini, asansörün kalabalık olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.

Asansör düğmelerine parmak yerine dirsekle ya da başka bir cisimle de basılabileceğini kaydeden Prof. Dr. Aksakal, “Yeni normale geçişte nereden risk alabileceğimizi gerçek yaşamın içinde fark ediyor olmamız lazım. Asansörler, apartman kapıları veya herkes tarafından ellenme ihtimali olan mekanlar riskli alanlardır. Elimizden geldiğince hijyeni koruyarak mesafe ve maskeyle birlikte genel itibarıyla risk olacak alanlardan en azından günlük yaşamımız içinde korunmuş olacağız” ifadelerini kullandı.

Devam Et

Sağlık

Ibuprofen, koronavirüs tedavisinde denenecek

İngiltere’de Ibuprofen, koronavirüs tedavisinde denenecek. Bu ilacın, Covid-19 hastalarının solunum problemlerini tedavi etmede işe yarayacağına inanıyor

Haber Giriş:

on

İngiltere’de London’s Guy’s and St Thomas’ Hastanesi ve King’s College’dan bir araştırma ekibi, Ibuprofen’i Covid-19 hastalarının tedavisinde deneyecek.

Araştırmacılar, normal olarak anti-imflamatuar ve ağrı kesici olarak kullanılan bu ilacın, Covid-19 hastalarının solunum problemlerini tedavi etmede işe yarayacağına inanıyor. Düşük maliyetli bu tedavinin hastaları solunum cihazından kurtaracağını umut ediyorlar.

BBC’den Michelle Roberts’ın haberine göre, Liberate adı verilen deneme kapsamında hastaların yarısına normal tedavinin yanı sıra Ibuprofen de verilecek. Tedavi denemesinde insanların genelde aldığı tabletler değil, özel ibuprofen formülasyonu kullanılacak. İlacın kapsül şekli normal olarak eklem iltihabı için kullanılıyor.

Hayvanlar üzerideki denemeler; bu ilacın, koronavirüsün en ağır komplikasyonlarından biri olan Akut Solunum Sıkıntısı Sendromunu (ARDS) tedavi edebileceğini gösteriyor.

King’s College London’dan araştırma ekibin üyesi Prof. Mitul Mehta, “Bulguların beklediğimiz etkilerle eşleştiğini göstermek için bir deneme yapmamız gerekiyor” dedi.

Pandeminin başlarında bu ilacın hafif koronavirüs belirtilerinde kullanılmasının olumsuz etkileri olacağına dair kaygılar ortaya çıkmıştı. Ancak İnsan İlaçları Komisyonu yaptığı değerlendirmede, bu ilacın da parasetamol gibi koronavirüs semptomlarında güvenle kullanılabileceğini açıklamıştı.

Devam Et

Gündem

Vaka sayıları 100’ün altına ne zaman düşer? Tarih verdi…

Haber Giriş:

on

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Gazi Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hasan Tezer, Türkiye’de salgının 180 günde yok olacağına ilişkin simülasyon çalışmasını değerlendirdi.

Prof. Dr. Tezer, pandemilerde simülasyon yaparken her toplumun kendi iç dinamiklerinin dikkate alındığını, ülkenin sosyal, ekonomik ve coğrafi yapısının bu tür salgınlarda süreye etki ettiğini belirtti.

”BELKİ BU VİRÜS UZUN YILLAR HAYATIMIZDA OLACAK”

Kontrollü normalleşme sürecindeki vaka sayılarının çok daha belirleyici olacağını kaydeden Prof. Dr. Tezer, “Genel anlamda pandemilere baktığımız zaman 180 gün, 1 yıl, 2 yıl gibi süreler zaten öngörülebilen süreler. Tabii ki projeksiyonlar toplumun uyduğu kurallara göre verilerle yapılır. Ama bu bir pandemi, domuz gribi örnek. 2009’da çıkmıştı, şu an hala domuz gribi etkenini görüyoruz, 11 yıl geçti. Belki bu virüs uzun yıllar hayatımızda olacak; ama mevsimsel bir virüs olacak, onu şu an hiç kimsenin kestirme şansı yok. Pandemi niteliğini kaybetmesi benim şahsi öngörüme göre 2021’in ortalarına doğru olur diye düşünüyorum” diye konuştu.

”15 GÜN SONRA 500’LÜ SAYILARA GEÇERİZ”

Sokağa çıkma kısıtlamalarının neticelerini aldıklarını ifade eden Prof. Dr. Tezer, “Türkiye’de şu ana kadar her şey oldukça iyi gitti, verilerimiz istediğimiz şekilde ve üçlü rakamları gördük. Geldiğimiz rakamlar öngörebildiğimiz, istediğimiz rakamlar. Genel anlamda baktığımız zaman yoğun bakımdaki ve solunum cihazındaki hastalarımız oldukça azaldı. İyileşen vakalarımız oldukça fazla, aktif vaka sayımız azaldı. Bundan sonraki süreç bu istikrarlı hadiseyi sürdürebilmek, tabii ki önümüzdeki şu günler çok çok önemli. En az birinci aşama kadar önemli olan ikinci aşamaya geçmiş durumdayız. Çünkü bundan sonra kontrollü normalleşme sürecinde neler yaşayacağız kurallara uyduk mu uymadık mı bir 10 gün sonraki rakamlarla bunu görme şansımız olacak” diye konuştu.

”HAZİRAN SONU 500, TEMMUZ ORTASI 100 ALTI”

Kurallara uyulması halinde vaka sayılarının 500’ün altına inmesini beklediklerini anlatan Prof. Dr. Tezer, “Maske, sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uyarsak bu normalleşme sürecinde de bunlara dikkat edersek aslında bir 15-20 gün içerisinde geçmemiz gerekiyor 500’lü rakamlara. Takip eden 15 gün sonra da 100’ün altına inme durumumuz olacaktır. 500’ün altına inmek için Haziran’ın sonu diyebiliriz. 100’lü rakamların altına herhalde Temmuz’un ortasına doğru ineriz; ama yine söylüyorum kurallara uyarsak. Bundan sonraki süreç bence önemli, ikinci aşamayı sağlıklı, istikrarlı biçimde atlatmamız gerekiyor. Burada insanlara büyük iş düşüyor. Her insanın kendisini enfekte gibi düşünmesi gerekiyor, karşıdakini de enfekte gibi düşünecek ki yaklaşımımızı ona göre yapacağız ve bu süreci sağlıklı biçimde atlatacağız” ifadelerini kullandı.

”KIŞIN TEKRAR ORTAYA ÇIKABİLİR”

Corona virüsün kış virüsü olduğunu, 30 derece sıcaklığın üzerinde çoğalma hızının düştüğünü, dolayısıyla insanlar arası temasın azalması durumunda bulaşmanın da doğal olarak azalacağını dile getiren Tezer, ikinci dalga riski ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kışın tekrar ortaya çıkabilir mi? Kış virüsü olduğu için çıkabilir. O yüzden biz yazın ödevimizi ne kadar iyi yaparsak, kurallara uyarsak kışın da daha az karşılaşırız. Sonbahardaki rakamlar kış virüsü olması sebebiyle tekrar ortaya çıkabilir mi? Çünkü influenza da çıkacak, diğer başka virüsler de. Beraber alevlenebilir, endişemiz o, sadece bizim değil, tüm dünyanın endişesi bu. Tekrar altını çiziyorum, tüm dünyada vaka olduğu sürece, bitmediği sürece her zaman tekrar alevlenme riski vardır.”

”VİRÜSÜN BULAŞMA HIZI DÜŞTÜ”

Salgının bulaşma hızının düştüğüne dikkat çeken Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tezer, “Sayın Sağlık Bakanı en son 1.56 olarak açıklamıştı. İlk başlarda bir kişi enfekteyse 20 kişiyi enfekte ettiğini söylüyorduk. Bu rakamın son verilere baktığımız zaman daha da düşmüş olduğunu söyleyebiliriz. 1’li rakamlara gelmiştir, zaten 1’in altına düştüğü zaman da bu rakam aslında salgının da bir şekilde yavaş yavaş sonlandığını söyleyebilirsiniz” diye konuştu.

”HAVUZDA OYUN OYNAMAYIN”

Prof. Dr. Tezer, kontrollü sosyal hayatta eski alışkanlıkların devam ettirilemeyeceğini vurgulayarak, “Örnek plaja gittiniz, havuza gittiniz oyun oynamayacaksınız, havuzun içerisinde temas etmeyeceksiniz, mesafenize dikkat edeceksiniz. Havuzdan çıktıktan sonra etrafa çok fazla dokunmayacaksınız, temastan kaçınacaksınız. Maskenizi takacaksınız. Gördüğünüz gibi her şey aslında lokantaya da gitseniz, plajda da olsanız temas, hijyen şartları ve maske takmaya dayanıyor” dedi.

”SADECE YEMEK YİYİN, SOHBET ETMEYİN”

Restoranlarda kapalı alanda oturulduğu zaman klimaların mümkünse açılmamasını, eğer hava çok sıcaksa en az hava akımını yaratacak düzeyde çalıştırılmasını öneren Prof. Dr. Tezer, bunun yanı sıra ortamın düzenli olarak havalandırılmasını ve temiz havanın içeri girmesinin sağlanmasını istedi. Prof. Dr. Tezer, “Kalabalık ne kadar fazlaysa o kadar az orada kalınmalı, daha az konuşulmalı, konuşmakla, ses yükseltmekle bile damlacıklar daha fazla etrafa yayılabilir. Yemeğinizi yiyeceksiniz, sohbet bu dönemde etmeyeceksiniz, yani bu tür yerler artık sohbet etme alışkanlıklarımızın olduğu yerler olmayacak. Sohbet etmeden yemeğimizi yiyeceğiz, sonra çıkacağız. Eskiden ne yapardık? Oturup çayımızı içeriz, muhabbetimizi ederiz, bunları yapmayacağız bu dönemde. Daha az süre kalacağız, hızlıca çıkacağız” diye konuştu.

Devam Et

Trend