#

Giriş:

Son Güncelleme:

Eğitim

“YÖK-Gelecek Projesi” ile ilk kez öncelikli alanlarda akademisyen alımı yapılacak

Yükseköğretim Kurulunca (YÖK), geleceğin bilim insanlarının yetiştirilmesi amacıyla başlatılan “YÖK-Gelecek Projesi” ile ilk kez öncelikli alanlarda akademisyen alımı yapılacak.

YÖK’ün internet sitesinden “Geleceğin Bilim İnsanları İçin YÖK-Gelecek Projesi”ne ilişkin yapılan açıklamada, özellikle gelişmesini büyük ölçüde tamamlayan üniversitelerde, daha özel alanlarda uzman insan gücüne ihtiyaç duyulduğuna işaret edildi.

Bu ihtiyacın karşılanmasının hakkaniyet ve fırsat eşitliği çerçevesinde olması gerektiği vurgulanan açıklamada, meselenin diğer yönünün de üniversitelerin bilimsel faaliyetleri ve misyonlarının, Türkiye’nin kalkınma yolundaki tercihleri ve öncelikleriyle uygun şekilde ilişkilendirilmesi olduğu aktarıldı.

Bütün üniversitelerin ve özellikle kadro rejimi itibarıyla farklı statüdeki devlet üniversitelerinin, kadro kullanımı konusunda Türkiye’nin kalkınma yolundaki yürüyüşüne uygun merkezi bir planlamaya ihtiyacı bulunduğuna işaret edilen açıklamada, üniversitelerde öğretim üyesi ve öğretim elemanı istihdamının YÖK tarihi boyunca merkezi sistemin, yükseköğretim kurumlarına toplam kadro sayısı belirleyerek tahsis etmesi, unvan bazında belirlenen kadroların kurumlarda kullanım izninin kamu yararı gözetilerek YÖK tarafından izne bağlanması, üniversitelerin bunlar için aradıkları özel şartları belirleyip ilana çıkarak atama süreçlerini kendi kararlarıyla sonlandırmaları şeklinde sürdüğü anımsatıldı.

İlk kez uygulanacak proje üç aşamada gerçekleştirilecek

Açıklamada, “Bu sene yükseköğretim tarihimizde akademik kadro kullanımında yeni bir yöntem hayata geçirilecektir. Bu yöntem, ‘yeni YÖK’ tarafından bir proje mantığı içinde kurgulanmıştır. Projenin adı YÖK-Gelecek Projesi’dir. İlk kez uygulanacak proje üç aşamada gerçekleştirilecek. Birinci aşama öncelikli alan araştırma görevlisi istihdamı, ikinci aşama öncelikli alan öğretim üyesi istihdamı, üçüncü aşama akademik liyakat-kariyer platformu.” bilgisi paylaşıldı.

“Bugün yeni bir projenin haberi değil, hayata geçirilen ilk adımının kamuoyuyla paylaşıldığı” vurgulanan açıklamada, “Yeni YÖK olarak, koyduğumuz hedef doğrultusunda yeni bir kurguyu hayata geçiriyoruz. İnşallah diğer projelerimiz gibi bunda da kısa zamanda önemli mesafeler katedeceğiz. Bu projenin bir çıktısı da sistem içinde ülkenin öncelikli alanlarında nitelikli bilgi üretmeye aday olan gençlere imkan tanıma, onlara sahip çıkma ve onların başarının ödüllendirileceğine dair inançlarını pekiştirmek olacaktır.” değerlendirmesinde bulunuldu.

Açıklamada, yeni YÖK tarafından öncelikli alanlar, ihtisaslaşma, açık bilim, üniversitelerde çeşitlilik, araştırma üniversiteleri, bölgesel kalkınma odaklı, mesleki uygulama ağırlıklı ve tematik üniversiteler, temel bilimlerde üstün başarı sınıfları, YÖK 100/2000- öncelikli alanlarda doktora, dijital dönüşüm, geleceğin meslekleri gibi kavramların da daha önce Türk yükseköğretim sistemine kazandırıldığı anımsatıldı.

İlk kez “öncelikli alanlarda” araştırma görevlisi ilanına çıkılacak

Açıklamada, projeyle ilk kez öncelikli alanlarda araştırma görevlisi ilanına çıkılacağı bildirildi.

Uzun yıllardır var olan sistemin genel ve cari uygulama olarak yine süreceği, 2020’de merkezi olarak belirlenen toplam atama izin sayılarının üniversitelere tahsis edildiği belirtilen açıklamada, projenin birinci aşamasına ilişkin, “Fakat bunun yanı sıra, yani devam etmekte olan bu ana yola ilave olarak, hacim itibarıyla daha küçük/daha az sayıda kadronun tahsis edileceği farklı bir yol daha uygulamaya sokulmaktadır. İlk defa uygulanacak bu sistem diğer projelerimizde olduğu gibi YÖK tarafından basit, sade ve yalın bir şekilde kurgulanmıştır.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, bu yöntemin özelliklerine ilişkin şunlar kaydedildi:

“Ülkemizin öncelikli alanlarının belirlenmesi ve bu alanlarda doktora programlarına açılması. İlave kadro tahsisi yapılacak (ilave atama izni verilecek) üniversitelerin, YÖK tarafından belirlenen, ülkemizin öncelikli alanlarında doktora eğitimi verebilme yetkinliğine sahip olması. Tarif edilen kadro için belli bir kişinin değil, ihtiyaç duyulan profilin tanımlanması. Hak ve adalet duygusunu zedelemeyecek, fırsat eşitliğini gözetmek üzere ilan edilen kadro için başvuru yapabilecek yeterince adayın sistemde bulunuyor olmasına dikkat edilmesi. Adayların değerlendirilmesi ve seçiminin cari usule göre üniversitelerimiz tarafından yapılması.”

Açıklamada, “Türk yükseköğretim sisteminin ‘liyakat ve ehliyet’ çerçevesinde şekillendirilmesine ve üniversitelerimizin ihtisaslaşmasına katkı sağlayacak ‘Öncelikli Alan Araştırma Görevlisi’ atamalarıyla, iki üç sene zarfında yükseköğretimde hissedilebilir iyileşme hedeflenmektedir.” değerlendirmesine yer verildi.

YÖK tarafından belirlenen koşulların dışında özel şart koşulamayacak

“Proje kapsamında, Türkiye’nin öncelikli alanları belirlenmiş ve ‘adrese teslim’ olmamak kaydıyla bu alanlarda doktora eğitimi yapan öğrencilere araştırma görevlisi kadrolarına atanma imkanı tanınmıştır.” bilgisi paylaşılan açıklamada, genel kadro kullanımı üniversitelerce sürdürülürken, bu daha az sayıdaki araştırma görevlisinin atanmasında Türkiye’nin önceliklerine odaklanıldığı ancak YÖK tarafından belirlenen koşulların dışında şart koşmamak kaydıyla süreçlerin yürütülmesinin yine üniversitelere bırakıldığı belirtildi.

Açıklamada, “Öncelikli alanlara araştırma görevlisi atanmasını hedefleyen ve ‘yeni YÖK’ tarafından sade ve yalın şekilde kurgulanan bu proje, diğer pek çok projemiz gibi Türk yükseköğretimi için bir ilktir.” ifadeleri kullanıldı.

 “Öncelikli Alanlar Araştırma Görevlisi” kadrosu için ek atama izinleri verildi

2020’de “yeni YÖK” anlayışı çerçevesinde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu alanlardaki nitelikli insan gücünü karşılayabilmek için “Öncelikli Alanlar Araştırma Görevlisi” kadrosu için “ek” atama izinlerinin de verildiği bildirilen açıklamada, izin verilen öncelikli alanlardan bazıları şu şekilde sıralandı:

“Yapay Zeka, Veri Bilimi, Mikro ve Nanoteknoloji, Akıllı ve Yenilikçi Malzemeler, Gıda Üretimi, İşleme ve Teknolojisi, Gıda Biyoteknolojisi, Sürdürülebilir Tarım, Zootekni ve Hayvan Besleme, Moleküler Farmakoloji, İlaç Araştırmaları ve Aşı, Biyoteknoloji, Uluslararası Güvenlik ve Terör, Eğitimde Dijitalleşme, İnsan Beyni ve Nörobilim.”

“Öncelenen ‘kişiler’ değil, ‘öncelikli alanlar’dır”

Açıklamada, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Yükseköğretim sisteminde 2 bin 200 öğrencimiz, çeşitli üniversitelerde, öncelikli alan olarak belirlenen bu alanlarda doktora eğitimlerine devam etmektedir. Diğer bir ifadeyle hiçbir pozisyon/kadro ilanı belirlenmiş kişiler için olmayıp, belirlenmiş alanlar içindir. Burada öncelenen ‘kişiler’ değil, ‘öncelikli alanlar’dır.

Bu projeyle ülkemizin öncelikli alanlarında nitelikli insan gücü ihtiyacını ve öğretim üyesi eksikliğini gidermek için önemli bir adım atılmaktadır. Bu kadrolara yapılacak atamaların tamamıyla ‘liyakat’ çerçevesinde olması için, belli bir üniversitenin havuzundan değil, Türkiye’nin havuzundan yararlanılarak gerçekleştirilecek olması, bu önemli adımı daha da değerli kılmaktadır.”

Açıklamada, ayrıca yeni YÖK’ün girişimleri sonucunda temel bilimler, ziraat, orman, veterinerlik, su ürünleri, astronomi ve uzay bilimleri, yer bilimleri ve felsefe alanlarında lisans bursları ve “YÖK 100/2000 Doktora Projesi” ile de doktora bursu verildiği anımsatıldı.

“Öncelikli alan öğretim üyesi istihdamı” da yakında açıklanacak

YÖK-Gelecek Projesi’nin ikinci aşamasına ilişkin de açıklamada şu bilgilere yer verildi:

“Projenin ikinci ayağı ise ülkemizin kalkınma yolundaki öncelikli ve özellikli alanlarında öğretim üyesi atamaları için verilecek olan ‘ek’ izinlerden oluşacaktır. Üniversitelerimizin bu alanlarda temayüz eden ilgili bölümlerine tahsis edilecek olan ‘ek’ öğretim üyesi kadro ilanları ile ‘başarılı bölümler’ daha da güçlendirilmek suretiyle ödüllendirilecektir.

Projenin ‘Öncelikli Alan Öğretim Üyesi’ ayağı önümüzdeki günlerde akademi camiası ve kamuoyuyla paylaşılacaktır. Bu paylaşımda üniversitelerin ve alanların nasıl seçildiğine dair bilgilendirme de yapılacaktır. Böylelikle bu ay içinde YÖK-Gelecek Projesi’nin üç aşaması da hayata geçirilerek sisteme kazandırılmış olacaktır. ”

Eğitim

YDS sınav giriş belgeleri erişime açıldı

Haber Giriş:

on

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2020-YDS) giriş belgelerini eşirime açtı.

ÖSYM’den yapılan açıklamada, 27 Eylül’de yapılacak 2020-YDS adaylarının, sınava girecekleri bina ve salonlara atanma işlemlerinin tamamlandığı bildirildi.

Açıklamada, “Adaylar, sınava girecekleri yer bilgisini gösteren Sınava Giriş Belgesini, ÖSYM’nin ‘https://ais.osym.gov.tr’ internet adresinden 17 Eylül 2020 tarihinde saat 14.00’ten itibaren T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleri ile edinebileceklerdir.” ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, ayrıca 2020-YDS için adayların saat 10.00’dan sonra sınav binalarına alınmayacağı hatırlatıldı.

Devam Et

Eğitim

YKS ek tercih işlemleri bugün başladı

Haber Giriş:

on

YKS ek yerleştirme kılavuzu Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin internet sitesinde yayımlandı.

Adayların tercihlerini 17-23 Eylül tarihlerinde “http://ais.osym.gov.tr” adresi ve “ÖSYM AİS Mobil” uygulamasından yapabilecek.

24 TERCİH HAKKI VAR 

Ek Yerleştirmede adayların 24 tercih hakkı bulunuyor.  Ek yerleştirme ücreti 20,00 TL.

Ek yerleştirme ücreti, 24 Eylül 2020 tarihi saat 23.59’a kadar yatırılabilecektir. Ek yerleştirme ücretiniyatırmayan adayların ek yerleştirme için yapmış oldukları yükseköğretim programları tercihleri geçersiz sayılacak.

KAYITLAR 5-7 EKİM’DE

Bir programa kayıt hakkı kazanan adayların kayıt işlemleri üniversiteler tarafından 5-9 Ekim 2020 tarihleri arasında yapılacak.

Elektronik kayıtlar ise 5-7 Ekim 2020 tarihleri arasında yapılacak.

Devam Et

Eğitim

Acı gerçek: 1 milyon çocuk tarikatların elinde

Haber Giriş:

on

Tarikat araştırması nedeniyle hakkında inceleme başlatılan Prof. Balcı, Cumhuriyet’ten İpek Özbey’e konuştu.

Prof. Dr. Esergül Balcı’nın dikkat çektiği noktalar ve çarpıcı analizlerinden öne çıkanlar şöyle;

  • Taşrada devlet eğitimden kademe kademe çekilmiş. Bazı bölgelerde okullar kapatılmış. Yoksulluk ve sahipsizlik nedeniyle aileler çocuklarını tarikatlara teslim etmiş. Yarın bu çocukların hangi amaç için nasıl kullanılacağı meçhul.
  • Bu durum terör kadar ciddi bir ulusal güvenlik sorunudur. IŞİD’e katılanların çoğunun Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden olduğunu mahkeme kayıtlarından biliyoruz. Biz bunun için AB’nin programından esinlenerek “Tarikat Erasmus”u ifadesini kullandık.
  • Afrin’de, İdlib’de evlatlarımız terör örgütü PYD/YPG ile yani PKK’nin Suriye koluyla savaşıyor. Bunların lideri Salih Müslim’in kardeşi de Gaziantep’te Zehra adında bir medrese açtı. Mehmetçik, Suriyeli teröristlerin aileleri Türkiye’de medrese açsın diye mi şehit oluyor?
  • Yaptığımız araştırmaya göre, Türkiye’de bir milyon civarında çocuk tarikatların elinde. Çoğunluğu yoksul ailelerden geliyor. Çaresizler. Kalabalık ailesinin karnını zar zor doyuran ebeveynler çocuklarını tarikata verince, bir boğaz eksiltmiş oluyor.
  • Siz bakmayın tarikatların İstanbul Sözleşmesi konusunda yaygara kopardıklarına. Karşı cinsle neredeyse hiçbir temasları yok. Battaniyeden tahrik olan ve bu konuda fetva veren şeyhler var.
  • İstanbul’da bir Kuran kursunda çocuklara, ardından Sakarya’da 12 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz edildi gibi pek çok haber ve bunlara ilişkin tutuklamalar oluyor. Bunlar buzdağının görünen yüzü. Tarikat yurtları, okulları, kursları ve evleri her türlü istismara açık.

Türkiye’deki tarikatlar aslında Soğuk Savaş artığı yapılar. Komünizmle mücadele için desteklenmiş, daha sonra para ve menfaat ilişkileriyle palazlanmış karanlık organizasyonlar.

– Onca paranın kaynağı?

Önceleri hac, umre, bağış, fitre, zekât ve kurban derisi gibi gelirleri varken, artık kamudan beslenen devasa holdinglere dönüştüler. Özellikle herkesin bildiği gibi eğitim ve sağlık alanını tercih etmiş durumdalar.

– Ya kamuya nasıl sızdılar?

Yoksul öğrencileri ve gençleri ağlarına düşürdüler. Özellikle büyük şehirlerde okumak zorunda olan ancak parası olmayan gençleri topladılar. Yurt ve burs olanakları sağladılar. Mezun olanları da siyasi ilişkilerini kullanarak kamuya monte ettiler.

TARİKATLARIN ELİNDE 1 MİLYON ÇOCUK VAR!

– Türkiye’de aşağı yukarı kaç çocuk tarikatların elinde?

Yaptığımız araştırmaya göre, Türkiye’de bir milyon civarında çocuğun tarikatların elinde olduğu sonucuna ulaştık. Çoğunluğu yoksul ailelerden geliyor. Çaresizler. Özellikle büyük şehirlerin varoşlarında yaşayan, kırsaldan gelen, dinsel ve geleneksel değerlerle çocuklarını koruyabileceğini zanneden ailelerin çocukları.

– Hangi nedenlerle tarikatlara veriliyorlar?

Öncelik ekonomi. Kalabalık ailesinin karnını zar zor doyuran ebeveynler çocuklarını tarikata verince, bir boğaz eksiltmiş oluyor. Sonra “Oğlum-kızım büyükşehirde kapılıp gider, kötü yola düşer, dininde imanında büyüsün” diye düşünenler var. Bir de geldikleri çevredeki hemşerilerinin yönlendirmesi söz konusu. Bu insanlar kentte tutunamamanın ezikliğini ve ekonomik yetersizliklerinin sıkıntısını “hiç değilse çocuğumuz parasız eğitiliyor” düşüncesiyle azaltmaktadırlar. Bu durum bir yerde “çaresizliğin çaresi” halini almıştır.

– Aldıkları eğitim ne?

Eğitimlerin çoğu Arapça ve Kürtçe. Tavizsiz bir itaat ve metafizik bir hayal âlemiyle soslanmış eğitim veriliyor. Hiçbir bilimsel ve rasyonel öğenin bu eğitimde yeri yok. Hiçbir şey sorgulanamaz. Peygamberlere özgü mucizeleri olduğunu iddia ediyorlar. Sohbetlerde çocuklara anlatılan ya da izlettirilen propagandalarla bu durum perçinleniyor. Dinimiz gerçekleri ile ilgisiz bir eğitim.

Son yıllarda taciz ve tecavüz olaylarıyla sıkça gündeme geliyor tarikatlar. Daha geçenlerde Uşşaki tarikatının lideri Fatih Nurullah, 12 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı. Nasıl bir sosyoloji ve psikoloji yatıyor bu taciz olaylarının altında?

Medrese öğrencileri yatılı olarak kalıyor. Kapalı ortam, beyin yıkama, korku ve güvensizlik nedeniyle her türlü istismara açık durumdalar. Siz bakmayın tarikatların İstanbul Sözleşmesi konusunda yaygara kopardıklarına. Karşı cinsle neredeyse hiçbir temasları yok. Battaniyeden tahrik olan ve bu konuda fetva veren şeyhler var. Küçük yaştan itibaren kendilerinden büyüklerle birlikte yaşamak ve onlara tam anlamıyla itaat etmek üzerine kurulu kapalı bir yapının içinde yetişiyorlar. Biz, tarikat yurtlarında ve okullarında yaşanan tecavüzleri ve istismarları iletişimin olanaklarının artmasıyla öğrenebildik. Oysa bu geçmişten beri olagelen bir durumdu. İstanbul’da bir Kuran kursunda çocuklara, ardından Sakarya’da 12 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz edildi gibi pek çok haber ve bunlara ilişkin tutuklamalar oluyor. Bunlar buzdağının görünen yüzü. Tarikat yurtları, okulları, kursları ve evleri her türlü istismara açık. Buralarda kalan çocuklar evlerine döndüklerinde kendi psikolojik durumlarını ailelerine, varsa kardeşlerine de yansıtabiliyorlar.

– Kadınlara ne öğretiliyor?

Kadının görevi olarak erkeğe itaat en önemli öğreti ne yazık ki! Bir kadın olarak bunu içim acıyarak söylüyorum. Onların düşüncesine göre kadın, zaten erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmış ikinci sınıf bir varlık ve erkeğin kölesi durumunda.

– Tarikat ve cemaatler kapatılmalı

Tarikat ve cemaatler, kapatılsın demek en kolayı ancak “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması” yasası halen yürürlükte, yani zaten kapalı olmaları gerekiyor. Sorun Türkiye’deki pek çok konuda olduğu gibi uygulamada. Devlet görüp de görmezden geliyor, çoğu dernek ve vakıf çatısı altında olduğu için. Üstelik şeyhlerin çoğu röportaj veriyor, devlet adamları ile görüşüyor. Öncelikle yasaların uygulama sorunu giderilmelidir. Tarikat ve cemaatler, özellikle devletin yetersiz kaldığı alanlarda ortaya çıkıyorlar. Doğa boşluk kaldırmaz, hemen başkaları tarafından doldurulur. Ortaya çıkan boşluğu devlet, doldurmalıdır. Eğitim politikaları savrulmalardan kurtarılarak herkese eğitim hakkı, yurt, burs olanağı sağlamalı; laik, çağdaş, bilimsel, sorgulayıcı, özgür düşünceye sahip insan yetiştirilmelidir. Kısaca, anayasamızın 42. maddesi ile 1973 tarih ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu gerçek anlamda uygulanmalıdır. Tabii her şeyden önemlisi, din-siyaset-eğitim ilişkisine son verilmelidir.

 

Devam Et

Trend